Hollywood Zayıflığı: Yeni Bir Risk Yönetimi mi?
- Zeynep Turker

- 5 Ağu
- 8 dakikada okunur

Son yıllarda GLP-1 ilaçlarını duymayan neredeyse kalmadı. Bir dönem yalnızca tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan bu ilaçlar, bugün kilo yönetimindeki başarıları nedeniyle sağlık dünyasının en çok konuşulan başlıklarından biri. Sosyal medyada ünlülerin deneyimleri paylaşılıyor, birçok hekim uygun hastalarda bu tedavileri öneriyor. Türkiye'de obezite tedavisi amacıyla henüz SGK kapsamına alınmış olmasa da uygun hastalara reçete edilebiliyor.
İlk bakışta bu, yeni bir ilaç hikâyesi gibi görünüyor. Diğer taraftan sigortacılık açısından çok daha önemli bir dönüşümün başlangıcına tanıklık ediyor olabiliriz. Nasıl mı?
GLP-1: Zayıflama Modası Değil, Aktüerya
Bugün sağlık sistemlerinin en büyük yükünü kronik hastalıklar oluşturuyor. Obezite, diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları yalnızca sağlık harcamalarını artırmıyor; iş gücü kaybına, maluliyete ve üretkenlikte düşüşe de yol açıyor.
Obeziteyle mücadelesi bilinen ABD'de obezite artık yalnızca bir halk sağlığı sorunu değil; sağlık ekonomisinin, iş gücü piyasasının ve sigorta sektörünün en önemli risklerinden biri olarak görülüyor. Bugün ABD'de yetişkinlerin yaklaşık %40'ı obez olduğu, kronik hastalıklar nedeniyle yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamalarının yaklaşık %90'ını oluştururken, obezitenin doğrudan sağlık sistemine maliyeti yılda yaklaşık 173 milyar dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor.
Ancak yükün sağlık harcamalarıyla sınırlı kalmadığı obezite nedeniyle işe devamsızlık, düşük verimlilik, maluliyet ödemeleri ve erken iş gücü kaybı nedeniyle ABD ekonomisini çok daha büyük bir faturayla karşı karşıya bıraktığı belirtiliyor. ABD'de yayımlanan kapsamlı bir ekonomik etki analizine göre, obezite ve fazla kilonun işverenlere yıllık toplam maliyeti 425 milyar doları aşıyor. Araştırma çalışanların ortalama vücut ağırlıklarının yalnızca %5'ini kaybetmesi halinde, beş yıl içinde 150 milyar doların üzerinde ekonomik tasarruf sağlanabileceği gibi ilginç bir sonuca da işaret etmiş. Daha düşük sağlık harcamaları, daha az diyabet ve kalp-damar hastalığı, daha az işe devamsızlık ve daha yüksek üretkenlik bu tasarrufun temel nedenleri.
Tabi devasa bir ekonomiye dönen zayıflama sektörünü unutmayalım. Diyet programlarından spor salonlarına, beslenme uygulamalarından giyilebilir teknolojilere, cerrahiden GLP-1 ilaçlarına kadar uzanan ABD kilo yönetimi ekonomisinin büyüklüğünün 100 milyar doların üzerinde olduğu, GLP-1 ilaç pazarının ise önümüzdeki yıllarda tek başına 100 milyar doların üzerine çıkabileceği öngörülüyor.
Artık mesele insanların daha zayıf görünmesi değil; kronik hastalıkların ve bunların ekonomiye yükünün azaltılması.
Medicare GLP-1 Bridge Programı
Geçenlerde haftalık bülteni hazırlarken ABD'de başlatılan Medicare GLP-1 Bridge programı dikkatimi çekti.
Medicare ABD'de 65 yaş ve üzerindeki nüfusun sağlık güvencesini sağlayan kamu sağlık sigortası programının adı. Bunun yanında belirli engellilik durumundaki kişiler de bu sisteme dahil olabiliyor.
Medicare GLP-1 Bridge Programı, uygun kriterleri sağlayan Medicare yararlanıcılarının GLP-1 tedavilerine daha kolay erişmesini sağlayarak, yalnızca ilacın finansmanı değil, anı zamanda bugün yapılacak ilave sağlık harcamasının gelecekte diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve diğer kronik hastalıklara bağlı maliyetleri gerçekten azaltıp azaltmadığını gerçek yaşam verileriyle test etmeyi hedefleyen, sağlık finansmanının geleceğine yönelik büyük ölçekli bir pilot çalışma.
İlk aklıma gelen "ama 65 yaş?" oldu. Bu yaş, önleyici sağlık yatırımı için oldukça geç geldi bana. Sonuçta obeziteye bağlı diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümü yıllar içinde gelişiyor.
Programın en çok eleştirilen yönü de zaten bu yaş gurubu olmuş. İlk neden Medicare'in yalnızca 65 yaş ve üzerindeki nüfusa odaklı bir program olması. Pek çok uzman, kronik hastalıkların ve obezitenin asıl ekonomik etkisinin çalışma çağındaki nüfusta ortaya çıktığını, bu nedenle en yüksek faydanın daha genç yaş gruplarında elde edilebileceğini "Koruyucu yatırım neden risk henüz oluşmadan yapılmıyor?" sorusunu sormuşlar
İlk bakışta Eğer amaç bu hastalıkları önlemekse, yatırımın çalışma çağındaki bireylere yapılması daha yüksek bir ekonomik getiri sağlamaz mı?
Programın başarısı nasıl ölçülecek?
Katılımcıların ne kadar kilo verdiğiyle mi?
Diyabet gelişiminin ne kadar geciktiğiyle mi?
Kalp krizi ve felç vakalarının azalmasıyla mı?
Hastaneye yatışların düşmesiyle mi?
Yoksa sağlık sisteminin toplam harcamalarının gerçekten azalıp azalmadığıyla mı?
Belki de en önemli soru şu:
Aynı yatırım 40 veya 45 yaşındaki yüksek riskli bireylere yapılsaydı, sağlık sistemi çok daha büyük bir tasarruf elde eder miydi?
İlk bakışta 65 yaş önleyici sağlık yatırımı için geç gibi görünse de bunun pratik nedenleri olabilir. Medicare'in sorumluluk alanı zaten büyük ölçüde bu yaş grubuyla sınırlı. Ayrıca pilot programın amacı yalnızca tedavi sunmak değil, gerçek yaşam verileriyle ilacın sağlık harcamaları üzerindeki etkisini ölçmek.
Sağlık ekonomisi açısından bunun nedenlerinden biri de pilot çalışmanın sonuçlarını daha kısa sürede ölçebilme imkânı olabilir. Daha genç bireylerde obeziteye bağlı diyabet, kalp-damar hastalıkları veya böbrek yetmezliği gibi komplikasyonların ortaya çıkması ve bunların sağlık harcamalarına etkisinin görülmesi 15-20 yılı bulabilecekken, 65 yaş ve üzerindeki yüksek riskli bireylerde bu olaylar daha sık görüldüğünden, GLP-1 tedavisinin hastaneye yatışlar, kalp-damar olayları, diyaliz ihtiyacı ve toplam sağlık harcamaları üzerindeki etkisinin daha kısa sürede gözlemlenebilmesi ve sağlık harcamalarının tek bir sistem üzerinden izlenebilmesi de bu tercihin nedenlerinden biri olabilir.
Muhtemelen pilot çalışmanın en önemli katkısı verdiği cevaplardan çok sordurduğu sorular olacak.
Bilim Ne Diyor?
Türkiye'de genel sağlık hizmetlerinin finansmanı büyük ölçüde SGK tarafından yürütülürken, ABD'de sağlık harcamaları işveren sağlık planları, özel sağlık sigortaları, Medicare ve Medicaid gibi farklı modellerle karşılanıyor. ABD'de sağlık harcamaları millî gelirin yaklaşık beşte birine ulaşmış durumda. Türkiye'nin sistemi farklı olsa da yaşlanan nüfus, artan obezite ve diyabet sıklığı nedeniyle benzer bir baskıyla karşı karşıya. Bu nedenle sağlık maliyetlerini azaltabilecek her yeni yaklaşım, yalnızca kamu otoritelerinin değil, özel sigorta şirketlerinin ve aktüerlerin de doğrudan ilgi alanına giriyor.
GLP-1 sağlık ekonomisi ve risk finansmanının da gündemine alan da bu.
Hollywood daha ince bir bedeni konuşuyor. Bilim ise daha sağlıklı bir toplumun mümkün olup olmadığını. Aynı ilaca bakıyorlar ama bambaşka sorular soruyorlar.
Hollywood yıldızları ve sosyal medya fenomenleri GLP-1'i "mucize zayıflama iğnesi" olarak sunarken, hızlı kilo kayıpları, sosyal medyada GLP-1'i neredeyse bir yaşam tarzı ürününe dönüştürdü. Bilim dünyası çok daha temkinli görünüyor.
Tedavi ne kadar sürmeli?
İlaç bırakıldığında kilo geri döner mi?
Uzun dönem yan etkileri neler olabilir?
Bu ilaçlar yıllarca, hatta ömür boyu kullanılacaksa sağlık sistemine toplam maliyeti ne olacak?
Bu sorular yalnızca doktorları değil, sigortacıları da ilgilendiriyor. Çünkü bugün önleyici yatırım olarak görülen bir tedavinin, yirmi yıl sonra beklenmeyen riskler doğurmayacağını kimse kesin olarak söyleyemez.
Asıl Tartışma İlacın Kendisi Değil
Çünkü program, daha fazla kişinin bu tedavilere erişmesini sağlarken, bugünkü ilave sağlık harcamasının gelecekte kronik hastalıklara bağlı maliyetleri azaltıp azaltmayacağını da ölçmeyi hedefliyor.
Bugün kilo yönetimine yapılacak yatırım, yarının diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve iş gücü kaybı maliyetlerini gerçekten azaltabilir mi?
Bugün yapılacak önleyici bir yatırım, yarının sağlık harcamalarını ve sigorta hasarlarını gerçekten azaltabilecek mi?
Sağlık sistemleri, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedaviye mi yatırım yapmalı, yoksa risk henüz yönetilebilir durumdayken önleyici müdahaleleri mi finanse etmeli?

Özetle koruyucu hekimlik, önleyici sigortacılık ve aktüeryal bakış açısıyla bugünkü yatırımın yarının sağlık harcamalarını gerçekten azaltıp azaltamayacağı ve hangi maliyetle en yüksek toplumsal faydayı sağlayacağı.
Yani tartışılan sağlık ekonomisinin ve sigortacılığın geleceği, ilacın maliyeti değil, sağladığı aktüeryal getiri hesaplanıyor.
Bu nedenle GLP-1 Bridge pilot çalışması, bir ilaç programından çok daha fazlasını ifade ediyor.
Koruyucu Hekimlikten Önleyici Sigortacılığa
Koruyucu hekimlik yıllardır çocukluk çağı aşılarından erişkin aşılamalarına, kanser taramalarından kronik hastalık kontrollerine kadar hastalığı tedavi etmekten çok önlemeyi hedefliyor.
ABD’de Çocukluk aşıları, HIV’i bulaşmadan önce önlemeyi amaçlayan PrEP, diyabet önleme programları, kardiyovasküler risk azaltma modelleri ve sağlıklı davranışları ödüllendiren önleyici sağlık uygulamaları uzun süredir deneniyor.
Elbette bu yaklaşım ABD'ye özgü değil. İskandinav ülkeleri, İngiltere ve Japonya uzun yıllardır koruyucu hekimlik ve önleyici sağlık politikalarını sağlık sistemlerinin merkezine yerleştirmiş durumda. Finlandiya ve İsveç'te belediyeler ile yerel sağlık otoriteleri fiziksel aktivite, obeziteyle mücadele ve kronik hastalıkların erken önlenmesine yönelik toplum temelli programlar yürütüyor. İngiltere'de NHS, "Making Every Contact Count (MECC)" yaklaşımıyla sağlık çalışanlarının her hasta temasını sigara bırakma, kilo kontrolü ve sağlıklı yaşam konusunda davranış değişikliği fırsatı olarak değerlendirmesini hedefliyor. Japonya ise 40-74 yaş grubunda zorunlu metabolik sendrom taramaları, yaşam tarzı danışmanlığı ve sağlık sigortası fonlarının önleyici sağlık programları yürütmesini yıllardır teşvik ediyor. Hatta Japonya'da bazı sigorta şirketleri ve sağlık sigortası fonlarının, adım sayısı, düzenli sağlık kontrolleri ve fiziksel aktivite gibi sağlıklı davranışları puanlandırarak prim indirimi ve ödüller sunan teşviklerinin, üç yıl boyunca günlük adım sayısını kalıcı biçimde artırabildiğini görülmüş.
Türkiye'de koruyucu hekimlik alanında önemli bir altyapı bulunuyor. Sağlıklı Hayat Merkezleri, aile hekimliği sistemi, ulusal tarama programları ve çocukluk çağı aşıları bunun önemli örnekleri. Özel sağlık sigortaları da check-up, online hekim, danışmanlıklar, dijital sağlık hizmetleri, diyetisyen ve sağlıklı yaşam hizmetleriyle bu dönüşüme katkı veriyor. Belki de önümüzdeki dönemde bilimsel etkinliği kanıtlanmış önleyici tedavilerin de sağlık sigortalarının bir parçası olması gündeme gelebilir.
Sonuçlar ülkelerin uyguladığı her program aynı ölçüde başarılı olmasa da ortak amaç çok net: daha sağlıklı bir toplum yaratmak. Çünkü hastalanan bir toplumun yalnızca tedavi giderleri artmıyor; iş gücü kaybı, maluliyet, erken emeklilik, bakım ihtiyacı ve üretkenlik kaybı da büyüyor. Bu yük zamanla sağlık sisteminin sınırlarını aşarak kamu bütçesini, işverenleri, sigorta sistemini ve genel ülke refahını tehdit eden ekonomik bir probleme dönüşüyor.
"Bugünkü yatırım yarının maliyetini azaltır mı?"
Burada en önemli konu maliyet. Çünkü GLP-1 tedavileri ucuz değil. ABD'de bu ilaçların yıllık maliyeti hastaya ve kullanılan ürüne göre on binlerce dolara ulaşabiliyor. Dolayısıyla kamu veya özel sağlık sigortalarının milyonlarca kişiye bu tedaviyi finanse etmesi, kısa vadede sağlık bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturur. Bu da bizi asıl soruya getiriyor ; “Bugün milyarlarca dolarlık ilaç harcaması yapmak, yarın diyabet, kalp krizi, böbrek yetmezliği, maluliyet ve uzun süreli bakım giderlerinde çok daha büyük bir tasarruf sağlayabilecek mi?”
Aslında GLP-1 Bridge Programı'nın amacı da bu yatırımın geri dönüşünü ölçmek. Eğer ilaca yapılan harcama, gelecekte oluşacak sağlık harcamalarından daha düşük kalırsa, sağlık sistemleri ilk kez pahalı bir ilacı maliyet değil, yatırım olarak görmeye başlayabilir. Tersi durumda ise çok pahalı bir tedavinin beklenen ekonomik faydayı sağlayamadığı görülecek.
Önleyici sigortacılık tam da bu nedenle, sağlık harcamalarını kısmaktan çok, toplumun gelecekte taşıyacağı maliyetleri azaltma arayışı olarak önem kazanıyor.
Önleyici Sigortacılık
Sigortacılık yıllardır deprem, sel ve siber risklerde koruma açığını tartışıyor. Oysa sağlıkta da büyük bir protection gap var.
Hastalık oluştuktan sonra milyarlar harcayan sistemlerin hastalığın oluşmasını engelleyecek yatırımlara aynı isteklilikle kaynak ayırmadığını söylemek çok da yanlış olmaz. Sağlıklı yaşam programları, artık birçok özel sağlık sigortasının parçası.
Son yıllarda sağlık sigortacılığında önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Klasik tedavi teminatlarının yanında check-up programları, online hekim hizmetleri, diyetisyen ve psikolojik danışmanlık, ikinci tıbbi görüş, sağlıklı yaşam uygulamaları, dijital sağlık koçluğu, kronik hastalık yönetimi ve dijital sağlık çözümleri gibi koruyucu sağlık hizmetleri giderek daha fazla poliçenin parçası haline geliyor. Bu yaklaşım, sigortacılığın yalnızca hastalık oluştuktan sonra ödeme yapan bir sistem değil, sağlığın korunmasına katkı sunan bir çözüm ortağına dönüşmeye başladığını gösteriyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda aktüerler yalnızca yaş, cinsiyet ve hastalık geçmişini değil; koruyucu sağlık programlarına katılımı, yaşam tarzını, aşılanma durumunu ve bilimsel etkinliği kanıtlanmış önleyici tedavilere erişimi de risk modellerinin bir parçası olarak değerlendirebilir. Elbette bunun etik, hukuki ve kişisel verilerin korunması açısından önemli sınırları olmalı
GLP-1 Bridge ise bu yaklaşımı yeni bir aşamaya taşıyarak, ilk kez farmakolojik bir tedavinin uygun hasta gruplarında gelecekteki sağlık risklerini azaltabilecek bir önleyici yatırım olarak değerlendirilmesini gündeme getiriyor ve sağlıktaki koruma açığını farklı bir gözle düşünmemizi sağlıyor. Bana göre öne çıkan tarafı bu ilaçların sağlık ekonomisi ve sigortacılıkta yeni bir düşünme biçimini tetiklemesi ve ilk kez bir ilacın farmakolojik etkisinden çok, "aktüeryal etkisi" konuşulmaya başlanması.
Bu yönüyle GLP-1'i bir ilaçtan çok, sağlık finansmanının yönü giderek tedaviyi finanse etmekten sağlığı korumaya doğru kaydığı günümüzde , önleyici sigortacılığın yeni aşamasını tartışmaya açan bir örnek olarak görüyorum; sağlıklı davranışı teşvik ederken; bunu ölçmek, ödüllendirmek ve gelecekteki sağlık harcamalarını azaltan bir yatırım olarak fiyatlamak.
Tüm bu tartışmaların bizi götürdüğü yer aslında tek bir soru: Sağlık sistemleri hastalık bütçesini mi yönetecek, yoksa sağlık yatırımı mı yapacak? Görünen o ki dünya giderek ikinci seçeneği deniyor.
Başarılı olanlar, hastalıkları daha iyi tedavi edenler değil; toplumu daha uzun süre sağlıklı tutabilenler, geleceğin sağlık sigortası, en fazla hastane faturası ödeyen değil; hastaneye gitme ihtiyacını en çok azaltabilen sigorta olacak.
Bu yazının amacı GLP-1 ilaçlarını övmek ya da eleştirmek değil. Bugün GLP-1 konuşulur, yarın başka bir tedavi. Değişmeyecek olan soru: Sağlık sistemleri hastalıkları mı finanse edecek, sağlığı mı?
Belki de Hollywood'un yüzyılın zayıflama modası olarak başlayan bu gündem, gelecekte sağlık ekonomisinin ve sigortacılığın önemli dönüşüm hikâyelerinden biri olabilir.
#GLP1 #HealthEconomics #PreventiveInsurance #HealthPolicy #HealthInsurance #ActuarialScience #RiskManagement #HealthcareTransformation #ProtectionGap #Insurance #Insurtech #Obesity #saglikekonomisi #hollywood #onleyicisigortacilik

Sağlık ekonomisi üzerine Sigortacı Kafası'nda çok değerli konuklar ağırladık. İzlemek için bağlantıları aşağıda bıraktım
Sigortacı Kafası- Yayınlar
Blog Yazıları;
Kaynaklar ;
https://www.cdc.gov/chronic-disease/data-research/facts-stats/index.html
https://www.cms.gov/medicare/coverage/prescription-drug-coverage/medicare-glp-1-bridge
[1]: https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0091743525001100?"Ongoing incentives' 36-month effect on physical activity in a Japanese insurance-based health-promotion program - ScienceDirect"



Yorumlar