TEKNEN VAR MI DERDİN VAR ! "BU HİKAYE GERÇEKTİR"
- Zeynep Turker

- 18 Tem
- 4 dakikada okunur

Bazı filmler "Bu hikâye gerçektir." diye başlar. Bu hafta sonu sizinle, üstelik olayın kahramanının kendi ağzından dinlediğimiz gerçek bir hikâyeyi paylaşıyorum.
Olayı yaşayan Necmi Kavuşturan yaklaşık 45 yıllık kariyerini bankacılık ve büyük holding yönetiminde geçirmiş, özellikle insan kaynakları, kurumsal yönetim ve organizasyonel dönüşüm alanlarında üst düzey yöneticilik yapmış deneyimli bir iş insanı. Bu programda anlattığı olay, profesyonel yaşamını değil, özel hayatında tekne sahibi olarak yaşadığı olağanüstü bir hukuk mücadelesini konu alıyor.
Aileniz, dostlarınız, güzel bir rota… Her şey hazır. Derken telefonunuz çalıyor. Kaptanınıza ulaşılamıyor üstelik "Tekneniz yerinde yok."
İlk aklınıza ne gelir? Çalınmıştır, batmıştır, bir kaza olmuştur.
Ama herhalde kimsenin aklına, yıllarca emek vererek aldığınız yelkenlinizin uluslararası insan kaçakçılığında kullanılacağı gelmez.
Hikâye tam olarak olan bu.
Ve asıl kabus, teknenin kaybolmasıyla değil, sonrasında başlıyor.
Bir anda kendinizi farklı ülkelerin hukuk sistemleri, farklı hukuk kültürleri, bitmeyen davalar, yüksek masraflar ve uluslararası prosedürlerin içinde buluyorsunuz.
Üstelik sorun tekneyi aşıyor. Adınız Interpol kayıtlarında uluslararası insan kaçakçılığı soruşturmasıyla birlikte anılıyor. Yıllarca emek vererek oluşturduğunuz itibarınız ortadayken ben "insan kaçakçısı değilim" savunması yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Oysa tek kusurunuz, güvendiğiniz kişinin güveninizi suistimal etmesi.
Necmi Kavuşturan, yaşadıklarını tüm açıklığıyla ve samimiyetiyle anlattı. Aylar süren hukuk mücadelesinin sonunda suçsuzluğunu kanıtladı ve teknesini geri alacağı davayı kazandı. Ancak hukuki süreçlerin maliyeti, zaman kaybı ve yaşananların izleri hâlâ devam ediyor.
Bu olay yalnızca bir teknenin hikâyesi değil. Aynı zamanda güvenin nasıl suistimal edilebildiğinin ve bunun bedelinin bazen teknenin değerinden çok daha büyük olabileceğinin gerçek bir örneği.
Peki sigorta burada nerede?
Birçok yat poliçesinde kaptanın kasıtlı fiilleri ve suistimalleri teminat kapsamı dışında kalıyor. Ticari gemilerde belirli limitlerle ve ek prim karşılığında sağlanabilen bu teminat, yat sahipleri açısından önemli bir koruma açığı oluşturuyor.

Yayını hazırlarken poliçeleri de inceledim ve aklıma şu sorular geldi:
⚓ Kaptana verilen geniş vekâletler gerçekten hangi riskleri doğuruyor?
⚓ Sigorta şirketleri veya poliçeyi düzenleyen aracı kurumlar, poliçe düzenlenmeden önce vekâletin kapsamı konusunda yeterince uyarı yapıyor mu?
⚓ Hasar anında bu vekâletler, beklenmedik bir ret gerekçesi olarak karşınıza çıkabilir mi?
⚓ Personel suistimalleri önemli bir koruma açığı oluştururken, sigorta sektörü risk değerlendirmesinde kaptan geçmişi ve güvenilirliğiyle ilgili veri setlerini de talep etmeli mi?
Bir izleyicimiz YouTube'da şu yorumu yapmış:
"Sitem ve dert yakınma bölümü gibi olmuş ama yine de önemli bir tecrübeden önemli dersler yer alıyor. Teşekkür ederiz."
Aslında haklı olduğu bir nokta var. Evet, bu hikâyede bir sitem var. Çünkü ortada gerçekten ciddi bir mağduriyet bulunuyor. İnsan ister istemez, "Bunca yıllık sigortam vardı, bu durumda neden yalnız kaldım?" diye soruyor.
Bu yayının amacı ne bir sigorta şirketini eleştirmek ne de "Prim alıyorlar ama hasarda ödeme yapmıyorlar." gibi yanlış bir algı oluşturmak.
Burada temel sigortacılık prensipleri devreye giriyor. Hukuken doğru olan cevap ile sigortalının yaşadığı hayal kırıklığı her zaman aynı noktada buluşmayabiliyor.
Sonuçta o bölümü rahatlıkla kesebilirdik, hiç yayınlamasak kimse farkına varmazdı. Ama biz tam tersini tercih ettik. Çünkü gerçek hayatta insanlar hasar yaşadıklarında tam da böyle düşünüyor, böyle sorguluyor, böyle serzenişte bulunuyor. Biz de yaşanmış bir tecrübeyi tüm duygusuyla paylaşmanın daha doğru olduğuna inandık.
Çoğumuz başımıza bir olay geldikten sonra poliçemizi yeniden okuyup "Keşke bunu daha önce bilseydim." dediğimiz anlar yaşamışızdır. Ben de "Terzi Söküğünü Dikemez" yazımda kendi poliçelerimdeki eksiklerimi paylaşmıştım.
Bu sohbetin en önemli çıktılarından biri de şu:
Denizcilikte en değerli ekipman yalnızca tekneniz değil; doğru risk yönetimi, doğru hukuki yapı ve doğru sigorta korumasıdır.
Sigortacılık yalnızca hasar ödendiğinde değer yaratmıyor. Bazen en büyük değer, risk gerçekleşmeden önce verilen doğru uyarı, doğru yönlendirme ve doğru risk yönetimi tavsiyesi oluyor.
Belki de bu olay hiç yaşanmayacaktı. İşte bu yüzden bu programı bir hasar hikâyesinden çok, risk farkındalığı üzerine yaşanmış gerçek bir ders olarak görüyoruz.
Bu yalnızca bir teknenin hikâyesi değil. Bu; güvenin, vekâletin, uluslararası hukukun, itibarın ve hiç aklınıza gelmeyecek risklerin hikâyesi.
Tekne çalınırsa ne olur?
Yurt dışında hukuki süreç nasıl işler?
Sigorta sizi gerçekten ne kadar korur?
Tekneniz için hangi önlemleri almalısınız ( Vekalet, GPS, Kamera önlemleri)
Hiç kimsenin başına gelmeyeceğini düşündüğü bir olay, gerçekten herkesin başına gelebilir mi?
Her dakikası yaşanmış.
Her cümlesi gerçek.
Her tavsiye tekne sahiplerinin kulağına küpe olacak nitelikte.
Hatırlarsanız tekne sahibi olmanın yalnızca denizle ilgili riskleri değil; hukuki, finansal ve sorumluluk boyutlarını da beraberinde getirdiğini vurguladığım Yalıkavak Marina yangınıyla ilgili yazımda da değinmiştim. Necmi Kavuşturan'ın yaşadığı olaylar o yazıda anlattığım risklerin gerçek hayattaki karşılığı oldu. Bir tarafta uluslararası insan kaçakçılığı nedeniyle başlayan hukuk mücadelesi, diğer tarafta Yalıkavak Marina yangınında gördüğümüz yangın, çevre kirliliği ve üçüncü kişilere verilebilecek zararlar…
Necmi Bey'in yaşadığı süreç ciddi maliyetler, aylar süren mücadele ve büyük bir yıpranma yarattı. Ancak bütün bu masraflara ve mağduriyete rağmen, olay çok daha ağır sonuçlar doğurabilirdi. İnsanlar hayatını kaybedebilirdi, çevreye kalıcı zarar verilebilirdi, başka tekneler zarar görebilir, çok büyük tazminat davalarıyla karşı karşıya kalınabilirdi.
Risklerin şekli farklı olsa da mesaj aynı: Tekne sahibi olmak yalnızca mavi sulara değil; bazen uluslararası hukuk düzenine, bazen de milyonlarca liralık sorumluluklara yelken açmak anlamına geliyor.
Yayından sonra Necmi Bey ile yeniden haberleştik. Teknesini sonunda Rodos'tan Marmaris'e getirebilmişti. İlk bakışta hikâyenin mutlu sonla bittiği düşünülebilir. Oysa gerçek pek öyle değildi. Tekneyi geri alabilmek için yaptığı büyük harcamaların üzerine, onu yeniden kullanılabilir hale getirebilmek için neredeyse aynı tutarda bir masraf daha yapması gerekeceğini söyledi. Dahası, bakım-onarım sürecinde marinalar ve bazı hizmet sağlayıcılarla yaşadığı deneyimlerin de sektörün geleceği açısından ciddi soru işaretleri barındırdığını özellikle vurguladı.
Bu pazar Sigortacı Kafası nda "Teknen Var mı? Derdin Var mı?" dinlemeniz için bağlantıyı buraya bırakıyorum.
Kaçırmayın.
Bu hikâye gerçektir. Bazı dersleri başkalarının yaşanmış hikâyelerinden öğrenmek, onları bizzat yaşamaktan çok daha ucuzdur. Umarım bir sonraki gerçek hikâye sizin başınıza gelmez.
Youtube'da İzlemek İçin
#SigortacıKafası #YatSigortası #DenizSigortaları #YatSahipleri #RiskManagement #Insurance #MarineInsurance #RiskFarkındalığı #GerçekHikaye #UluslararasıHukuk #pazar #sunday
İlgili Blog Yazıları



Yorumlar