top of page

S&P Konferansı Notları: Ekonomi Değişirken Sigortacılığı Neler Bekliyor?

4 gün önce
4 dakikada okunur



S&P Global Ratings'in 22 Ekim 2026'da İstanbul'da düzenlediği Türkiye Sermaye Piyasaları Konferansı'na katıldım. Bankacılıktan finans ve sermaye piyasalarına, reel sektörden sigortacılığa kadar pek çok alandan katılımcının bir araya geldiği, oldukça geniş gündemli bir toplantıydı.

Konferans boyunca konuşulanları bir sigortacı bakışıyla dinlediğimde enflasyonun hangi tarihte kaç puana düşeceğine ilişkin tahminlerden çok, ekonomik gelişmelerin şirketlerin faaliyetlerine, finansman koşullarına ve sigortalanan risklere nasıl yansıyacağı ilgimi çekti.


Ekonomi yönetiminin gündemi

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in sunumunda enflasyonla mücadele, mali disiplin ve yapısal dönüşüm ön plandaydı.

Enerji yatırımlarının önümüzdeki yıllarda ithalat bağımlılığını azaltması, konut arzının artırılmasıyla kira enflasyonunun kontrol altına alınması, savunma sanayiindeki teknolojik birikimin diğer sektörlere taşınması ve ihracatta yeni pazarlara açılma hedefleri üzerinde duruldu.

Özellikle Avrupa'da güçlenen “Made in Europe” yaklaşımı , Avrupa'nın kendi üretimini ve tedarik zincirlerini önceleyen politikalarının Türkiye'nin ihracatı açısından yaratabileceği riskler, yeni pazarlara açılmanın önemini artırıyor. Türkiye'nin Avrupa üretim ve tedarik zincirleriyle güçlü entegrasyonu ise bu tartışmanın bir başka boyutu.

Bunlar orta ve uzun vadeli hedefler. Şirketlerin bugün karşı karşıya olduğu tablo ise yüksek finansman maliyetleri, enerji fiyatları ve talepteki yavaşlama nedeniyle oldukça zorlu.


Şirketlerin önündeki mesele: Finansman

Reel sektör değerlendirmelerinde büyük şirketlerin mevcut koşullara görece dayanıklı olduğu, ancak yüksek borçlanma maliyetlerinin kârlılık ve nakit akışı üzerinde yarattığı baskı konuşuldu.

Özellikle değerlendirilen şirketlerin 2028 yılında yoğunlaşan borç vadeleri nedeniyle 2027'nin önemli bir yeniden finansman yılı olabileceği belirtildi. Burada dikkat çeken, borcun çevrilip çevrilememesinden çok hangi koşullarda çevrilebileceği meselesi.

Bankacılık tarafında da benzer bir tablo var. S&P'nin konferans öncesinde, 21 Ekim'de yayımladığı Banking Industry Country Risk Assessment: Türkiye raporunda bankaların zorlu ekonomik koşullara karşı dayanıklılığına dikkat çekilirken kredi kalitesindeki bozulmanın sürdüğü belirtiliyor.

Raporda takipteki kredi oranının 2025 sonundaki %2,6 seviyesinden 2026 sonunda %3,3–3,5 aralığına yükselmesi bekleniyor.

Finansman maliyetleri yükseldiğinde şirketler yatırımlarını, bakım ve yenileme harcamalarını, hatta sigorta bütçelerini yeniden değerlendiriyor. Oysa maliyetleri kısmak, risklerin de azaldığı anlamına gelmiyor.

Fon krizi ve yatırımcı güveni

Konferansta birden fazla kez gündeme gelen konulardan biri de gündemdeki yatırım fonu kriziydi.

S&P'nin bankacılık raporunda bu konuya ayrı bir bölüm ayrılmış olması da dikkat çekici.

Raporda, halka açıklık oranı sınırlı bazı hisselerde yoğunlaşan fon yatırımlarının çözülmesiyle başlayan satış baskısının fonları zorladığı; düzenleyici müdahaleler ve sağlanan likiditenin daha geniş bir finansal yayılmayı sınırladığı değerlendiriliyor. Bununla birlikte devam eden tasfiye süreçleri ve incelemelerin yatırımcı güveni açısından belirsizlik yarattığı belirtiliyor.

Konferansta yatırımcıların daha tanınmış, itibarı güçlü şirketlere yönelme eğilimi de tartışıldı.

Bu konuyu önemli . Çünkü sermaye piyasalarının gelişmesini, şirketlerin yalnızca banka kredilerine bağımlı kalmamasını istiyorsak yatırımcı güveninin de korunması gerekiyor.

Faizlerin düşmesi yatırım iştahını artırabilir belki ama yatırımcının güvenin yeniden kazanılması yalnızca faizlerle çözülebilecek bir mesele değil.


Sigortacılık neden farklı bir tablo çiziyor?

Konferansın sigortacılıkla ilgili bölümünde diğer sektörlere kıyasla daha olumlu bir değerlendirme vardı. Türkiye sigorta sektörünün yüksek enflasyon, artan hasar maliyetleri ve ekonomik dalgalanmalara rağmen büyümeyi sürdürmesi, uluslararası değerlendirmelerde de karşılık buluyor.

S&P'nin 25 Eylül 2026 tarihli Türkiye hayat dışı sigorta piyasasına ilişkin değerlendirmesinde sektör ve ülke riskinin High seviyesinden Moderately High seviyesine iyileştirilmesi bunun somut örneklerinden biri.

Bu gelişmeyi daha önce S&P Global Ratings ile gerçekleştirdiğim “Türkiye Sigorta Sektörü Pozitif Ayrışıyor” başlıklı röportajda ele almıştım. S&P'nin IICRA değerlendirmesi de konunun ayrıntılarını içeriyor.

Konferansta özellikle prim üretimindeki güçlü büyüme, sektörün yüksek enflasyon koşullarında fiyatlarını güncelleyebilmesi ve yatırım gelirlerinin kârlılığa katkısı üzerinde duruldu.

Ancak burada önemli bir ayrım var. Prim üretimindeki büyüme, teknik kârlılıkla aynı şey değil.

Yüksek enflasyon döneminde hasar maliyetleri hızla artarken mevcut poliçelerin primleri geçmişte belirlenmiş fiyatlara dayanıyor. Dolayısıyla sigorta şirketleri bir yandan yeni üretimlerini güncel maliyetlere göre fiyatlamaya çalışırken diğer yandan geçmiş dönemden gelen yükümlülüklerini karşılıyor.

Son yıllarda yüksek faizlerin sağladığı yatırım gelirleri bu dengeye önemli katkıda bulundu. Mevduat ve sabit getirili araçların sunduğu getiriler, sigorta şirketlerinin toplam kârlılığını destekledi.

Peki faizler gerilediğinde ne olacak?

Yatırım gelirlerinin azalması, teknik sigortacılık performansını daha görünür hale getirecek. Fiyatlama disiplini, hasar karşılıklarının yeterliliği ve varlık-yükümlülük yönetimi daha fazla önem kazanacak. Zorunlu trafik sigortası gibi teknik zararların devam ettiği branşlarda da bu ayrım özellikle belirginleşebilir.

Ekonomide konuşulanlar sigortacılığa nasıl yansıyacak?

Konferansta ekonomi, bankacılık ve sermaye piyasaları ayrı başlıklar altında ele alındı. Ama sigortacılık açısından bakıldığında bunların birbirinden bağımsız olmadığı görülüyor

Enflasyon hasar maliyetlerini de artırıyor. Döviz kuru hareketleri ithal makine ve yedek parça fiyatlarını etkiliyor. Finansman sıkıntısı yaşayan bir işletmenin hasar sonrasında yeniden faaliyete geçmesi daha uzun sürebiliyor.

Örneğin bir fabrikada meydana gelen hasarın onarım maliyeti kadar, üretimin ne kadar süreyle duracağı da önemli. Yedek parçanın bulunamaması, yeni makinenin finansmanının sağlanamaması veya tedarik zincirindeki aksama, iş durması zararını büyütebiliyor.

Yüksek finansman maliyetleri nedeniyle ertelenen bakım ve yenileme yatırımları da sigortalanan riskin niteliğini değiştirebilir.

Jeopolitik gelişmelerin nakliyat, savaş ve politik şiddet sigortalarına; enerji dönüşümünün ise mühendislik ve sorumluluk sigortalarına etkileri var. Avrupa'nın korumacı ticaret politikaları da ihracatçı şirketlerin pazarlarını, tedarik zincirlerini ve faaliyet sürekliliğini etkileyebilir. Reasürans piyasası açısından ekonomik istikrar, hasar enflasyonu ve risk birikimi önemli başlıklar.

Bunlar konferansta sigortacılık başlığı altında tek tek tartışılan konular değil; farklı oturumları dinlerken benim sigortacı gözüyle kurduğum bağlantılar. Çünkü müşterilerimizin ekonomik koşulları değişirken sigortaladığımız risklerin aynı kaldığını varsayamayız.

Konferanstan geriye kalan

S&P'nin böyle bir dönemde Türkiye'de sermaye piyasalarını, reel sektörü, bankacılığı ve sigortacılığı aynı gündemde buluşturması önemliydi.

Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadele ve yapısal dönüşüme odaklanıyor. Şirketler finansman maliyetlerini yönetmeye çalışıyor. Bankalar kredi kalitesini izliyor. Sermaye piyasalarında yatırımcı güveni yeniden tartışılıyor.

Sigortacılık ise bütün bu gelişmelerden hem üstlendiği riskler hem de yönettiği yatırımlar aracılığıyla etkileniyor.

Konferanstan aklımda kalan iki soru :

Yüksek yatırım getirilerinin sağladığı destek azaldığında sigortacılık teknik kârlılığını nasıl koruyacak?

Ekonomik koşullar değişirken müşterilerimiz için hangi yeni riskler ortaya çıkacak ve biz bunları ne kadar erken görebileceğiz?

Çünkü sigortacılığın geleceği yalnızca mevcut riskleri doğru fiyatlamaktan değil, henüz hasara dönüşmemiş riskleri zamanında fark etmekten de geçiyor.




Bu yazı, S&P Global Ratings Türkiye Sermaye Piyasaları Konferansı'ndan kişisel notlarımı ve bir sigortacı olarak dikkatimi çeken bağlantıları içermektedir. Kamuya açık kaynaklar dışında konferans oturumlarındaki görüşler, Chatham House Rule gereğince konuşmacılara atfedilmeden aktarılmıştır.


Bağlantılar


1. Mehmet Şimşek – 22 Ekim 2026 S&P Konferansı Sunumu Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın resmî yayını.

3. S&P Global Ratings – Türkiye Hayat Dışı Sigorta IICRA Değerlendirmesi 25 Eylül 2026 tarihli sektör değerlendirmesi.

4. S&P – Türkiye Capital Markets Conference 2026 Konferansın resmî etkinlik sayfası.

Yorumlar


bottom of page