Türkiye Sigorta Sektörü Pozitif Ayrışıyor

Son birkaç yıldır Türkiye sigorta sektöründe ciddi bir düzenleyici dönüşüm yaşanıyor.
Özellikle SEDDK’nın sermaye yeterliliği, bilanço kalitesi, risk yönetimi ve gözetim alanında hayata geçirdiği düzenlemeler sektörün hem finansal yapısını hem de çalışma biçimini etkiliyor. 2026 ise bu açıdan özellikle yoğun geçti. Zaman zaman benim de söylediğim gibi, mevzuat koştu, sektör arkasından yetişmeye çalıştı.
Peki bütün bu dönüşüm dışarıdan nasıl görünüyor?
S&P Global Ratings Türkiye’ye geldiğinde Türkiye sigorta sektöründeki değişimi, düzenleyici çerçevedeki gelişmeleri, sektörün finansal dayanıklılığını ve hâlâ önümüzde duran riskleri uluslararası bir derecelendirme kuruluşunun gözünden değerlendirmek istedim.
Bu amaçla S&P Global Ratings’ten Sachin Sahni ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdim.
Zamanlama da ilginç bir şekilde röportajın kendisine yeni bir boyut kazandırdı. Nihai yanıtların geldiği günlerde S&P, yeni Türkiye Property/Casualty Insurance Industry and Country Risk Assessment — P&C IICRA değerlendirmesini yayımladı ve Türkiye P&C IICRA değerlendirmesini High’dan Moderately High’a revize etti.
Ortaya oldukça dikkat çekici bir tablo çıktı:
Country Risk: High
Industry Risk: Moderately Low
P&C IICRA: Moderately High

S&P ayrıca yüksek ülke riski değerlendirmesinin P&C sigorta sektörünün karşı karşıya olduğu riskleri olduğundan yüksek yansıttığını belirtiyor.
Yani en sade ifadeyle: Türkiye sigorta sektörü pozitif ayrışıyor ve daha dayanıklı bir risk profili sergiliyor. Daha güçlü kârlılık, ürün risk yönetimindeki iyileşmeler, katastrofik olaylara karşı artan dayanıklılık ile gözetim ve faaliyet çerçevesindeki gelişmeler bu değişimi destekleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor.
Ancak bu, sorunların geride kaldığı anlamına gelmiyor. S&P’nin değerlendirmesinde güçlü kârlılık ve artan finansal dayanıklılığın yanında teknik kârlılık, özellikle zorunlu trafik sigortasındaki sonuçlar, katastrofik riskler, reasürans kapasitesi ve makroekonomik oynaklık da önemli başlıklar olmaya devam ediyor.
Röportajdan öne çıkan değerlendirmeler ilk olarak Dünya Gazetesi’nde haberleştirildi.
S&P Global Ratings ile gerçekleştirdiğim görüşmenin soru-cevap formatındaki tam metni burada .
Keyifli Okumalar
Röportaj: Zeynep Türker
S&P Global Ratings: Sachin Sahni

Sachin Sahni
Associate Director, Financial Services – Insurance Ratings | S&P Global Ratings
Sachin Sahni, 2015 yılından bu yana S&P Global Ratings’in Dubai ofisinde görev yapıyor. MENA, Türkiye ve Güney Afrika’daki sigorta şirketlerinin derecelendirilmesinden sorumlu ekipte yer alan Sahni, kredi analisti olarak geniş bir sigorta şirketi portföyünü takip ediyor; şirketlerin kredi notlarının belirlenmesi ve devam eden gözetim süreçlerinde görev alıyor.
Sahni’nin işi yalnızca şirket derecelendirmeleriyle sınırlı değil. Sigorta piyasalarına ilişkin araştırmalar yürütüyor; sektör değerlendirme raporları ve güncel gelişmelere ilişkin makaleler de yayımlıyor.
Chartered Accountant (CA) olan ve Finans alanında MBA derecesi bulunan Sahni’nin bankacılık ve sigortacılığı kapsayan finansal hizmetlerde 25 yıllık deneyimi var. Kredi derecelendirme, kurumsal yönetim, risk ve uyum, iç kontrol ve denetim bu deneyimin başlıca alanları arasında.
Bölüm 1: Yapısal Dönüşüm
Son üç yılda Türk sigorta sektörü sessiz ancak dikkat çekici bir dönüşüm geçirdi. Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) son Genel Kurulu’nda SEDDK Başkanı tarafından paylaşılan verilere göre, mali bünyesi zayıf sigorta şirketlerinin sayısı 16’dan önce bire, ardından sıfıra geriledi. Aynı dönemde sektörün özsermaye kârlılığı yaklaşık %47’ye ulaştı. Bu dönüşümü özellikle dikkat çekici kılan ise doğrudan kamu sermaye desteği olmaksızın; yüksek enflasyon ve önemli deprem risklerinin bulunduğu zorlu koşullar altında gerçekleşmiş olması.
Sorular
• Bu dönüşümü S&P perspektifinden nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Sermaye kalitesi, finansal dayanıklılık ve düzenleyici otoriteye duyulan güven açısından bu dönüşüm, uluslararası yatırımcıların ve reasürans piyasalarının Türkiye sigorta sektörüne bakışına nasıl yansıyor?
S&P’nin Yanıtı
Son beş yılda Türkiye sigorta sektörü; yüksek enflasyon, belirgin kur oynaklığı ve Şubat 2023 depremleri de dahil olmak üzere büyük katastrofik risklere maruz kaldığı oldukça zorlu bir ortamda faaliyet gösterdi. Bu baskılara rağmen sektör genel olarak dayanıklılık gösterdi. Prim üretimindeki büyüme güçlü seyrini koruyarak büyük ölçüde enflasyon eğilimine paralel gerçekleşirken, kârlılık da son yıllarda önemli ölçüde iyileşti.
Sektör performansındaki güçlenme; daha yüksek sermaye gereklilikleri, güçlendirilmiş sermaye yeterliliği gözetimi ve artan denetim yoğunluğu dahil olmak üzere bir dizi düzenleyici ve gözetim reformunun gerçekleştirildiği bir dönemde yaşandı. Bu gelişmeler sigorta şirketleri açısından daha talepkâr bir faaliyet ortamı yaratmış olsa da bunların etkinliği farklı ekonomik ve teknik sigortacılık döngüleri boyunca değerlendirilmeye devam edecektir.
Mali açıdan sorun yaşayan sigorta şirketlerinin sayısındaki azalma, sektör genelinde disiplinin ve finansal gücün arttığına işaret ediyor olabilir. Bununla birlikte, Türkiye sigorta piyasasının enflasyon, katastrofik risklere maruziyet ve gelişmeye devam eden düzenleyici gerekliliklerin şekillendirdiği karmaşık bir ortamda faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü de dikkate almak gerekir. Son dönemde kaydedilen iyileşmenin sürdürülebilmesi, sigorta şirketlerinin değişen piyasa koşulları boyunca kârlılıklarını, yeterli sermaye yapılarını ve etkin risk yönetimini koruyabilmelerine bağlı olacaktır.
Uluslararası yatırımcılar ve reasürörler açısından bakıldığında, sermaye yeterliliği gereklilikleri, denetim otoritesinin beklentileri ve piyasa gözetimine ilişkin çerçevenin daha açık hale gelmesi belirsizliğin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte uluslararası paydaşlar yalnızca düzenleyici gelişmelere değil, sektörün zaman içinde kalıcı kârlılık, sermaye dayanıklılığı ve finansal esneklik ortaya koyabilme kapasitesine de odaklanmaya devam ediyor. İlerleme açık biçimde görülmekle birlikte, uluslararası standartlarla uyumlu, tamamen risk bazlı bir gözetim çerçevesine geçiş süreci devam ediyor.
2. GÖZETİM DERİNLİĞİ, FİNANSAL DAYANIKLILIK VE BİLANÇO KALİTESİ
Son yıllarda SEDDK’nın odağı, sermaye yeterliliğinin ötesine geçerek yatırım davranışları, bilanço kalitesi, grup içi işlemler ve varlık kompozisyonunu da kapsayacak şekilde genişledi. Bu yaklaşım, dayanıklılığın yalnızca sahip olunan sermayenin miktarı üzerinden değil, aynı zamanda sermayenin kalitesi ve bilançonun gücü üzerinden değerlendirilmesine yönelik daha geniş bir değişimi yansıtıyor.
Sorular
• Bu gözetim yaklaşımını uluslararası düzenleyici eğilimler çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Önümüzdeki yıllarda düzenleyici otoritelerin yatırım portföyü kalitesi, likidite yönetimi ve bilanço kompozisyonuna daha fazla ağırlık vermesini bekliyor musunuz?
• Türkiye bu dönüşümün neresinde?
S&P’nin Yanıtı
Türkiye’nin sigorta gözetim çerçevesi, geleneksel sermaye yeterliliği ölçütlerinin yanı sıra bilanço kalitesi, yönetişim, likidite ve risk yönetimine giderek daha fazla önem veren, risklere daha duyarlı bir yaklaşıma doğru gelişmeye devam ediyor. Bize göre bu, özellikle faaliyet ortamının oynak olduğu koşullarda, sermaye yeterliliğinin tek başına bir sigorta şirketinin risk profilini tam olarak yansıtmayabileceğinin daha geniş ölçekte kabul gördüğünü gösteriyor.
Bu yönelim, uluslararası düzenleyici gelişmelerle genel olarak uyumlu. Birçok ülkede denetim otoriteleri yatırım kalitesi, yoğunlaşma riski, likidite yönetimi, aktif-pasif uyumu ve kurumsal risk yönetimine daha fazla odaklanıyor. Solvency II ve Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği’nin (IAIS) Sigortacılık Temel Prensipleri gibi çerçeveler, yalnızca niceliksel sermaye oranlarına dayanmak yerine sigorta şirketlerinin bilançolarında bulunan temel risklerin anlaşılmasının önemini vurguluyor.
Türkiye’deki son reformların sektör genelinde yönetişim, iç kontroller ve risk yönetimi uygulamalarını güçlendirmeyi amaçladığı görülüyor. Bu girişimlerin daha güçlü bilanço dayanıklılığına ne ölçüde dönüşeceği ise uygulamaya ve sigorta şirketlerinin bu gereklilikleri faaliyet ve karar alma süreçlerine ne ölçüde dahil edebileceklerine bağlı olacak.
Türkiye, daha risk bazlı gözetim çerçeveleriyle yaygın olarak ilişkilendirilen bazı unsurları uygulamaya koymuş durumda; ancak tam anlamıyla gelişmiş Solvency II rejimleriyle karşılaştırıldığında önemli farklılıklar devam ediyor. Bize göre son gelişmeler; risklerin belirlenmesi, yönetişim, şeffaflık ve bilanço sürdürülebilirliğine verilen önemin arttığına işaret ediyor.
Bu dönüşüm, enflasyon, piyasa oynaklığı ve katastrofik risklerin bilanço üzerindeki baskıları artırabildiği Türkiye’nin faaliyet ortamı açısından özellikle önemli. Bu tür koşullarda etkin yönetişim, ihtiyatlı yatırım yönetimi, likidite yönetimi ve güçlü risk kontrolleri, finansal dayanıklılığın giderek daha önemli belirleyicileri haline geliyor.
3. IFRS 17, ŞEFFAFLIK VE FİNANSAL RAPORLAMA
IFRS 17, sigorta sektörünün bugüne kadar yaşadığı en önemli muhasebe dönüşümü olarak kabul ediliyor.
Türk sigorta sektörü standardı küresel piyasalarla birlikte uygulamaya alma sürecine girerken SEDDK da uygulama rehberliği, takvimlendirme ve sektörün hazırlık çalışmalarına yönelik adımlarla geçiş sürecini destekledi. Ayrıca sektör genelinde IFRS 17 uzmanlığını geliştirmek amacıyla sertifikasyon ve yetkinlik geliştirme çalışmaları hayata geçirildi.
Sorular
• Türk sigorta sektörünün IFRS 17’ye uyum düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
• IFRS 17’nin yatırımcıların, reasürörlerin ve uluslararası piyasaların Türk sigorta sektörünü değerlendirme biçimini değiştireceğini düşünüyor musunuz?
• Uyum yükümlülüğünün ötesinde IFRS 17’nin teknik sigortacılık disiplini, rezerv metodolojisi ve yönetimin karar alma süreçleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmasını bekliyor musunuz?
S&P’nin Yanıtı
Aralık 2025’te SEDDK, IFRS 17’nin Türkiye’deki karşılığı olan TFRS 17’nin uygulama tarihini 1 Ocak 2027’ye erteleyerek sigorta şirketlerine hazırlık için ek süre sağladı. Birçok sigorta piyasasının IFRS 17’yi 2023 yılında uygulamaya aldığı dikkate alındığında, Türkiye’nin uygulama takvimi artık Orta ve Doğu Avrupa, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (CIS) bazı bölgeleri dahil olmak üzere, IFRS 17’yi küresel 2023 uygulama takvimi kapsamında hayata geçiren çok sayıda uluslararası piyasanın gerisinde kalıyor. Geçiş süreci, özellikle aktüeryal modelleme, veri yönetimi, sistem geliştirme ve finansal raporlamaya ilişkin operasyonel gereklilikler nedeniyle karmaşık bir süreç olmaya devam ediyor.
Uyum süreci genel olarak büyük sigorta şirketlerinde, özellikle uluslararası uzmanlığa erişimi ve yerleşik aktüeryal kaynakları bulunan şirketlerde daha hızlı ilerledi. Küçük ve orta ölçekli şirketler ise kaynak kısıtları, nitelikli insan kaynağına erişim ve teknoloji yatırımı gereksinimleri nedeniyle uygulamada daha büyük güçlüklerle karşılaşabilir.
Yatırımcılar açısından IFRS 17, sigorta piyasaları arasında karşılaştırılabilirliği ve şeffaflığı artırma potansiyeline sahip. Standart, sigorta yükümlülüklerinin ölçümü ve kazançların finansal tablolara yansıtılması konusunda daha tutarlı bir çerçeve sunarak, paydaşların teknik sigortacılık performansını ve kârlılığı farklı ülkeler arasında daha karşılaştırılabilir bir temelde değerlendirmesine imkân sağlayabilir. Daha kapsamlı açıklamalar ve daha standartlaştırılmış ölçüm yaklaşımları sayesinde bu çerçeve, raporlanan rezervlerin yeterliliğine ve gelirlerin kalitesine duyulan güveni artırma potansiyeline sahip. Sigorta yükümlülüklerinin değerleme yöntemleri ile gelecekteki kazançların finansal sonuçlara yansıma biçiminin daha görünür hale gelmesi, sigorta şirketlerinin finansal profillerinin daha sağlıklı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Raporlama gerekliliklerinin ötesinde IFRS 17, yönetim davranışlarını etkileme potansiyeline sahip. Ürün kârlılığı, fiyatlama yeterliliği ve gelecekteki gelir yaratma kapasitesine ilişkin şeffaflığın artması, daha güçlü bir teknik sigortacılık disiplinini ve rezervleme ile portföy yönetiminde daha analitik bir yaklaşımı teşvik edebilir. Bununla birlikte, bu faydaların ne ölçüde ortaya çıkacağı sigorta şirketleri arasında farklılık gösterecek ve büyük ölçüde uygulamanın kalitesine bağlı olacaktır.
4. TEKNİK KÂRLILIK, FİYAT REKABETİ VE PİYASA DİSİPLİNİ
Motor sigortaları yalnızca Türkiye’de değil, küresel sigorta sektöründe de en çok tartışılan branşlardan biri olmaya devam ediyor.
Fiyat rekabeti, büyüme ve teknik kârlılık arasındaki denge Türkiye’de de uzun süredir tartışılan bir konu. SEDDK’nın sermaye yeterliliği, şirketlerin finansal kapasitelerinin üzerinde risk üstlenmesi ve yoğunlaşma riskine yönelik son dönemde aldığı önlemler dikkat çekiyor.
Sorular
• Bu yaklaşımı teknik sürdürülebilirlik ve piyasa disiplini açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Türkiye sigorta piyasasının, prim büyümesine odaklı bir modelden teknik kârlılık ve sermaye verimliliğine daha fazla önem veren bir modele doğru evrildiğini düşünüyor musunuz?
• Küresel sigorta piyasalarına baktığınızda, büyümenin sürekli olarak teknik kârlılığın önüne geçtiği durumlarda genellikle ne yaşanıyor ve buradan Türkiye açısından hangi dersler çıkarılabilir?
S&P’nin Yanıtı
Türk sigorta sektörü son yıllarda, hem enflasyonist koşulların hem de artan sigorta talebinin etkisiyle son derece güçlü bir prim büyümesi yaşadı. Bununla birlikte teknik kârlılık önemli bir odak alanı olmaya devam ediyor. Sektörün toplam underwriting performansı, özellikle kârlılık sorunlarının birkaç yıldır devam ettiği zorunlu trafik sigortasında baskı altında kalmayı sürdürüyor.
Bizim bakış açımıza göre sektörün sürdürülebilir gelişimi, nihayetinde büyüme hedefleri ile underwriting kârlılığı ve sermayenin korunması arasında denge kurulmasına bağlı. Sigorta şirketleri daha geniş ticari veya stratejik gerekçelerle bazı branşlarda daha düşük kârlılığı kabul edebilse de uzun süre devam eden underwriting zararları; kazanç kalitesi, sermaye yeterliliği ve finansal esneklik üzerinde baskı yaratabilir.
Prim büyümesi, yoğunlaşma riski ve sermaye yeterliliğinin izlenmesine yönelik son gözetim önlemleri, underwriting faaliyetlerini sigorta şirketlerinin finansal kaynaklarıyla daha yakından uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor görünüyor. Bu önlemlerin etkinliği ise nihayetinde sigorta şirketlerinin underwriting disiplinine, fiyatlama uygulamalarına ve sürdürülebilir risk ayarlı getiri yaratabilme kabiliyetlerine bağlı olacak.
Türkiye piyasası, özellikle zorunlu trafik sigortası olmak üzere bazı iş kollarında düzenleyici müdahalelerin bulunması nedeniyle, tamamen serbestleşmiş birçok sigorta piyasasından da ayrışıyor. Bu tür düzenlemeler daha geniş kamu politikası hedeflerini destekleyebilir; ancak fiyatlama, risk ve kârlılık arasındaki ilişkiyi de etkileyebilir.
Daha geniş açıdan bakıldığında, piyasa gelişmeleri teknik kârlılık, sermaye verimliliği ve getirilerin sürdürülebilirliğine giderek daha fazla önem verildiğine işaret ediyor. Bu durum; yatırımcıların, düzenleyici otoritelerin ve derecelendirme kuruluşlarının yalnızca prim büyümesine değil, kazançların kalitesine ve kalıcılığına giderek daha fazla odaklandığı uluslararası eğilimlerle de uyumlu.
Uluslararası deneyimler, prim büyümesinin sürekli olarak kârlılığın önüne geçtiği durumlarda underwriting marjlarının bozulabileceğini, rezervleme risklerinin ortaya çıkabileceğini ve sermaye kaynaklarının baskı altına girebileceğini gösteriyor. Bu nedenle sektörün uzun vadeli dayanıklılığı genel olarak disiplinli underwriting, risk bazlı fiyatlama, güçlü rezervleme uygulamaları ve etkin sermaye yönetimine bağlı.
5. DEPREM RİSKİ, KAPASİTE YÖNETİMİ VE DAYANIKLILIK
6 Şubat depremlerinin ardından hasar ödeme kapasitesi, reasürans koruma yapıları ve sermaye tamponları çok daha yakından incelenmeye başlandı.
SEDDK’nın deprem stres testleri ve kapasite yeterliliği değerlendirmeleri bu sürecin önemli unsurları arasında yer aldı.
Sorular
• Türk sigorta sektörünün deprem riskine karşı dayanıklılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Türkiye’nin katastrofik risk finansmanı kapasitesini ve reasürans koruma yapısını uluslararası açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Katastrofik risklere açık bir piyasanın uzun vadede hem sigortalanabilir hem de finansal açıdan dayanıklı kalabilmesini belirleyen en önemli faktörler nelerdir?
S&P’nin Yanıtı
Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, Türkiye’nin katastrofik risk finansmanı yapıları ve hasar ödeme kapasitesi açısından önemli bir sınav oldu. Olayın büyüklüğüne rağmen sigorta sektörü operasyonel işleyişini sürdürdü ve genel olarak finansal istikrarını korudu. Bunda sektörün büyük bölümünde mevcut olan reasürans koruması, katastrofik risk transfer mekanizmaları ve sermaye kaynakları destekleyici oldu.
Türkiye’nin katastrofik risk çerçevesinin önemli unsurlarından biri, deprem riskinin havuzlanması ve transferi için yapılandırılmış bir mekanizma sağlayan DASK’tır (Doğal Afet Sigortaları Kurumu). Depremin ardından DASK önemli miktarda hasar dosyasını yönetti; bu da büyük bir katastrofik olay sonrasında hasarları işleme alma ve tazminat ödemelerini gerçekleştirme kapasitesini ortaya koydu. Bununla birlikte deprem, sigorta kapsamında olmayan kayıpların büyüklüğünü ve koruma açığının (protection gap) hâlâ önemli boyutta olduğunu da ortaya koydu.
Birçok gelişmekte olan sigorta piyasasıyla karşılaştırıldığında Türkiye, daha kapsamlı bir katastrofik risk transfer çerçevesi geliştirmiş durumda. Büyük ölçekli uluslararası reasürans desteğinin kullanılması, katastrofik riskin kayda değer bir bölümünün yerel sigorta sektörünün dışına transfer edilmesini mümkün kılıyor; böylece riskin çeşitlendirilmesine ve yerel piyasadaki yoğunlaşmanın azaltılmasına katkı sağlıyor.
Stres testleri, katastrofik risk modellemesi ve kapasite değerlendirmelerinin giderek daha fazla kullanılması, uluslararası gözetim uygulamalarıyla genel olarak uyumlu. Bu araçlar, sigorta şirketlerinin ve gözetim otoritelerinin kırılganlıkları anlamalarına ve ağır ancak gerçekleşmesi makul katastrofik senaryolar karşısındaki dayanıklılığı değerlendirmelerine yardımcı olabilir.
Bize göre katastrofik risklere açık piyasaların uzun vadede sigortalanabilirliğini sürdürebilmesi genel olarak; yüksek sigorta penetrasyonuna, reasürans kapasitesine sürdürülebilir erişime, yeterli sermayeye, risk bazlı fiyatlamaya ve etkin katastrofik risk modellemesine bağlıdır. Bu faktörler birbiriyle bağlantılıdır ve birlikte, bir piyasanın gelecekteki şokları absorbe ederken aynı zamanda karşılanabilir maliyetlerle sigorta koruması sunmaya devam edebilme kapasitesini belirler.
6. DİJİTAL SİGORTACILIK, DAĞITIM KANALLARI VE YAPAY ZEKÂ
Yapay zekâ, ileri analitik ve dijital dağıtım modelleri sigorta sektörünü yeniden şekillendiriyor.
Türkiye, merkezi sigorta veri altyapısıyla bu dönüşümde öne çıkıyor. SBM, EGM ve e-Devlet entegrasyonu sayesinde Türkiye, birçok sigorta piyasasında hâlâ yaygın olmayan ölçüde merkezi bir veri altyapısı geliştirmiş durumda.
Sorular
• Türkiye’nin dijital sigortacılık ve veri yönetimi alanındaki ilerlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Yapay zekâ, veri yönetişimi ve siber dayanıklılık gibi alanlarda düzenleyici otoritelerin en önemli sorumluluklarının neler olduğunu düşünüyorsunuz?
• Yapay zekâ underwriting ve hasar süreçlerine giderek daha fazla entegre oldukça, düzenleme ve yönetişim açısından sizi en fazla endişelendiren riskler nelerdir?
S&P’nin Yanıtı
Bu aşamada, Türk sigorta sektöründeki dijital sigortacılık, yapay zekâ, veri yönetişimi ve dijital dağıtım alanlarındaki gelişmelere ilişkin anlamlı bir değerlendirme yapmamıza imkân verecek ölçüde analitik çalışmamız veya yayımlanmış görüşümüz bulunmuyor. Bu nedenle bu konuda yorum yapmamayı tercih ediyoruz.
7. JEOPOLİTİK RİSKLER VE YENİ SİSTEMİK RİSKLER
Bölgesel çatışmalar, enerji güvenliğine ilişkin kaygılar, ticaret koridorları ve jeoekonomik parçalanma, sigorta sektörünün risk ortamını yeniden şekillendiriyor. Türkiye ise hem önemli ölçüde katastrofik riske maruz kalması hem de bölgesel açıdan stratejik öneme sahip olması nedeniyle kendine özgü bir konumda bulunuyor.
Sorular
• Jeopolitik gelişmelerin küresel sigorta ve reasürans piyasalarındaki risk algısını nasıl değiştirdiğini düşünüyorsunuz?
• Bu değişen risk ortamında Türkiye’nin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Jeopolitik riskin, sigorta sektöründe fiyatlama, kapasite tahsisi ve sermayenin yönlendirilmesine ilişkin kararlarda giderek daha önemli bir faktör haline gelmesini bekliyor musunuz?
S&P’nin Yanıtı
Jeopolitik risk, dünya genelinde sigorta ve reasürans şirketleri açısından giderek daha önemli bir unsur haline geliyor ve underwriting, yatırım ve sermaye tahsisi kararlarını etkiliyor. Son yıllarda risk değerlendirmeleri, geleneksel aktüeryal ve katastrofik risk değerlendirmelerinin ötesine geçerek jeopolitik gerilimler, yaptırım riski, siber tehditler, tedarik zinciri kesintileri, enerji güvenliğine ilişkin kaygılar ve ticaret yollarındaki kırılganlıklar gibi faktörleri de kapsayacak şekilde genişledi. Bu gelişmeler; nakliyat, havacılık, ticari alacak, politik risk ve siber sigortalar dahil olmak üzere çeşitli branşlarda hasarların hem sıklığını hem de şiddetini etkileyebilir.
Reasürans açısından bakıldığında, jeopolitik gelişmeler risk iştahını ve kapasitenin yönlendirilmesini de etkiliyor. Reasürörler; çatışmalardan kaynaklanan kesintiler, siber olaylar, altyapı arızaları ve ekonomik parçalanma dahil olmak üzere birbiriyle bağlantılı risklerden doğabilecek hasarların birikme potansiyeline (akümülasyon) giderek daha fazla odaklanıyor. Bunun sonucunda birçok piyasada underwriting kararları, geleneksel sigortacılık ölçütlerinin yanı sıra politik, ekonomik, hukuki ve operasyonel risklere ilişkin değerlendirmeler de dikkate alınarak veriliyor.
Türkiye bu değişen ortamda kendine özgü bir konuma sahip. Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişimindeki konumu ve bölgesel ticaret ve ulaşım merkezi olarak taşıdığı önem, Türkiye’ye ticari açıdan stratejik bir önem kazandırıyor. Aynı zamanda piyasa; doğal afet riskleri, makroekonomik oynaklık ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin oluşturduğu birleşik bir risk ortamına maruz kalmaya devam ediyor. Bu nedenle uluslararası sigorta ve reasürans şirketleri Türkiye’yi genellikle bu unsurları birbirinden bağımsız değerlendirmek yerine katastrofik, ekonomik ve jeopolitik riskleri birlikte dikkate alarak değerlendiriyor.
Türkiye’nin bölgesel ticaret akışları, lojistik ağları, altyapı projeleri ve enerji transit koridorlarındaki rolü, geniş bir yelpazedeki sigorta ürünlerine olan talebi destekleyebilir. Ancak bu fırsatlara, sürekli izleme ve giderek daha gelişmiş risk değerlendirme uygulamaları gerektiren bir risk ortamı eşlik ediyor. Bize göre jeopolitik, ekonomik ve katastrofik riskler arasındaki etkileşim, bu risklerden herhangi birinin tek başına değerlendirilmesinden giderek daha önemli hale geliyor.
İleriye baktığımızda, jeopolitik unsurların küresel sigorta sektöründe fiyatlama, kapasite tahsisi ve sermayenin yönlendirilmesine ilişkin kararların giderek daha fazla parçası haline gelmesini bekliyoruz. Sigorta ve reasürans şirketlerinin, karmaşık ve birbiriyle bağlantılı risklerin potansiyel etkilerini daha iyi anlamaya çalışırken senaryo analizine, stres testlerine, maruziyetlerin izlenmesine ve akümülasyon yönetimine daha fazla önem vermeleri muhtemel.
Uluslararası reasürans ve yatırım kapasitesinin erişilebilirliği genel olarak; ekonomik istikrara ilişkin algı, piyasa şeffaflığı, düzenleyici etkinlik, katastrofik risk yönetimi ve sermaye yeterliliği dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkileniyor. Dayanıklılık gösteren ve bu zorlukları etkin biçimde yönetebildiğini ortaya koyan piyasalar, belirsizliğin arttığı dönemlerde uluslararası kapasiteye erişimlerini sürdürme açısından genel olarak daha güçlü bir konumda bulunuyor.
Türkiye açısından temel mesele yalnızca jeopolitik risk değil; sektörün makroekonomik oynaklık, katastrofik risklere maruziyet ve değişen jeopolitik dinamikler dahil olmak üzere birbiriyle bağlantılı daha geniş bir risk kümesini nasıl yönetmeye devam edeceği olacak. Bize göre güçlü risk yönetimi uygulamalarını, ihtiyatlı underwriting standartlarını ve yeterli finansal esnekliği koruyan sigorta şirketleri, önümüzdeki yıllarda giderek karmaşıklaşan faaliyet ortamını yönetmek açısından daha güçlü bir konumda olacaktır.
8. TÜRKİYE: GENEL DEĞERLENDİRME VE GELECEĞE BAKIŞ
TÜRKÇE – TERCÜME
Bugün Türk sigorta sektörü; yüksek enflasyon, deprem riski, düşük sigorta penetrasyonu, hızlı dijitalleşme ve devam eden düzenleyici dönüşümü aynı anda yönetiyor. Bu bileşim, Türkiye’yi geleneksel gelişmekte olan birçok ekonomiye kıyasla daha karmaşık ve kendine özgü bir piyasa haline getiriyor.
Sorular
• Türk sigorta sektörünü uluslararası açıdan nasıl konumlandırıyorsunuz?
• Türkiye’ye yönelik algı son yıllarda uluslararası reasürans piyasalarında nasıl değişti?
• Önümüzdeki on yılda Türk sigorta piyasasını şekillendirecek bir yapısal güç ve bir yapısal kırılganlık belirlemeniz gerekse bunlar ne olurdu?
• Önümüzdeki beş ila on yıla baktığınızda Türk sigorta sektörünün karşısındaki en büyük fırsatların ve en büyük risklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
• Bugün uluslararası yatırımcılara hitap ediyor olsaydınız, Türk sigorta piyasasının geleceğine ilişkin vereceğiniz temel mesaj ne olurdu?
S&P’nin Yanıtı
Bizim değerlendirmemize göre Türkiye hayat dışı sigorta sektörü son yıllarda önemli ölçüde güçlendi. Bu güçlenme, Türkiye’nin Property & Casualty Insurance Industry and Country Risk Assessment (IICRA) değerlendirmemizde de görülüyor. Daha önce “High Risk” (Yüksek Risk) olan değerlendirmemizi, esas olarak sektör riskine ilişkin değerlendirmemizdeki iyileşmenin etkisiyle “Moderately High Risk” (Orta-Yüksek Risk) seviyesine revize ettik. Daha güçlü kârlılık, ürün risk yönetimindeki iyileşmeler, katastrofik olaylara karşı artan dayanıklılık ile gözetim ve faaliyet çerçevesindeki gelişmeler bu değişimi destekleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor.
Uluslararası açıdan bakıldığında Türkiye, kendine özgü bir sigorta piyasası olmayı sürdürüyor. Düşük sigorta penetrasyonu ve önemli büyüme potansiyeli; yüksek makroekonomik oynaklık ve önemli ölçüde katastrofik risk maruziyetiyle bir arada bulunuyor. Sonuç olarak piyasa, önemli fırsatlar sunarken aynı zamanda gelişmekte olan diğer birçok sigorta piyasasında aynı ölçüde karşılaşılmayan risk unsurlarını da barındırıyor.
Yüksek enflasyon, kur oynaklığı ve büyük deprem hasarlarının yaşandığı bir dönemde sektörün gösterdiği performans, belirli ölçüde operasyonel ve finansal dayanıklılık ortaya koyduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte makroekonomik koşullar, katastrofik risk maruziyeti ve faaliyet ve düzenleme ortamının devam eden dönüşümü, sektörü değerlendiren uluslararası paydaşlar açısından önemini koruyor. Daha genel olarak finansal piyasalardaki gelişmeler, yatırımcı güveninin likidite koşulları, yönetişim standartları ve piyasa şeffaflığından nasıl etkilenebileceğini gösterebilir. Bu gelişmeler sigorta sektörüne özgü olmamakla birlikte, finansal sistemin genelinde güçlü risk yönetimi uygulamalarının ve etkin gözetimin önemini pekiştiriyor.
Bir yapısal güç belirlememiz gerekirse, bu Türkiye’nin uzun vadeli büyüme potansiyeli olurdu. Sigorta penetrasyonunun uluslararası standartlara göre görece düşük olması, çeşitli ürün ve branşlarda büyüme fırsatları yaratıyor. Sigorta korumasına ilişkin farkındalığın artması, demografik eğilimler ve yeni ürünler ile dağıtım kanallarının gelişmesi uzun vadede büyümeyi destekleyebilir. Özellikle katastrofik risklerde ve sigorta korumasının yetersiz kaldığı diğer alanlarda koruma açığının daraltılması, zaman içinde piyasanın sürdürülebilir biçimde büyümesi için de fırsatlar yaratabilir.
Sektörün temel yapısal kırılganlığı ise makroekonomik oynaklığa ve doğal afet risklerine maruziyeti olmaya devam ediyor. Enflasyon, artan hasar maliyetleri, rezerv baskıları, döviz kuru hareketleri ve katastrofik hasarlar; sigorta şirketlerinin kârlılığı, sermaye pozisyonları ve finansal esnekliği açısından önemli zorluklar yaratabilir. Bu risklerin etkin biçimde yönetilmesi, sektörün dayanıklılığının sürdürülebilmesi açısından önemli olmaya devam edecek.
İleriye baktığımızda, en önemli fırsatların sigorta penetrasyonunun artması, teknoloji ve analitiğin daha etkin kullanılması, risk yönetimi kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve sigorta piyasasının gelişimini sürdürmesinden kaynaklanması muhtemel. Başlıca risklerin ise makroekonomik istikrarsızlık, enflasyondaki oynaklık, katastrofik risk maruziyeti ve rekabetin yoğun olduğu piyasa segmentlerinde teknik kârlılığın sürdürülebilmesi ile bağlantılı olmaya devam etmesi bekleniyor.
Bizim değerlendirmemize göre Türk sigorta sektörünü değerlendiren uluslararası yatırımcılar ve reasürörler, sektörün uzun vadeli büyüme potansiyeli ile makroekonomik ve katastrofik risklere maruziyetini birlikte dikkate alacaktır. Gelecekteki algı büyük ölçüde sektörün kârlılığını sürdürebilmesine, sermaye gücünü koruyabilmesine, katastrofik risk maruziyetini yönetebilmesine ve zaman içinde karmaşık faaliyet ortamında yol alabilmesine bağlı olacak. Zorluklar devam etmekle birlikte, sektörün son dönemdeki performansı geçmişe kıyasla daha yüksek bir dayanıklılığa işaret ediyor. Bununla birlikte bu dayanıklılığın gelecekteki ekonomik ve katastrofik döngüler boyunca sürdürülebilmesi önemli bir değerlendirme unsuru olmaya devam edecek.
Blog yazıları




Yorumlar