top of page

THANK YOU FOR YOUR SERVICE " Yeni Bir İşsizlik Çağı mı Başlıyor"




2024–2026 döneminde teknoloji sektöründe yaşananlar yalnızca bilançolara değil, insanların hayatlarına kazındı. TechCrunch ve Computerworld verilerine göre son iki yılda 400 binden fazla kişi, tek bir e-posta ile “artık size ihtiyacımız yok” cümlesiyle karşılaştı.


2026’da şimdiye kadar teknoloji sektöründe 80 şirkette 71.447 kişi işini kaybetmiş görünüyor. 2025’te bu sayı 271 şirkette 124.201 kişi idi. Yani yalnızca 2025 ve 2026’da teknoloji şirketlerinde 195 binden fazla insan işten çıkarıldı.


Reuters haberlerine göre; Amazon 2025 Ekim ayından bu yana yaklaşık 30.000 kişiyle yollarını ayırdı. Oracle’da Mart 2026 sonunda binlerce kişiyi etkileyen işten çıkarmalarda konuşulan rakam yine 30.000 civarında. Meta küçülmeye devam ediyor. Microsoft ve Google da 2025 boyunca farklı birimlerde yüzlerce kişiyi kapsayan daralmalar yaşadı.


İşten çıkarma mesajlarının dili neredeyse hep aynı:

Şirket daha çevik olacak.

Süreçler sadeleşecek.

Verimlilik artacak.


Kurumsal dil nazik ama mesaj net "Pozisyonunuz kaldırıldı. Bugün son iş gününüz"


Şirketlerin Gerekçeleri Gerçekten İnandırıcı mı?

Evet, küresel ekonomi dalgalı. Ama aynı dönemde birçok şirket rekor kâr açıklarken binlerce kişiyi işten çıkarabiliyor.

Pandemi döneminde patlayan talep nedeniyle şirketler hızla büyüdü. Talep normale döndüğünde ise bir anda “fazlalık” görülen insanlar kapının önüne kondu.

Peki bunun suçu çalışanların mı? Hayır. Bu tablo çoğu zaman yanlış büyüme stratejilerinin sonucu.

Bugünün asıl tartışması başka bir yerde: Verimlilik kazancı kimin hanesine yazılıyor? Şirketler daha az insanla daha çok iş yapabiliyorsa, kazanç nereye gidiyor?

Hissedarın bilançosuna mı, çalışanın güvenliğine mi?


Her İşten Çıkarma AI Yüzünden mi?

Bugünün en sık kullanılan gerekçesi: AI ve otomasyon yatırımları. Ama her işten çıkarma AI yüzünden olmuyor. Bazen AI gerçek neden, bazen süreci hızlandıran bir tetikleyici,

Bazen de klasik maliyet kısıntılarını daha modern göstermek için kullanılan yeni bir kurumsal dil.

Teknoloji iş yaratır mı, yok eder mi ? Aslında ikisini de yapmaz, belirleyici olan nasıl uygulandığı.


Ne demişler, tarih tekerrürden ibarettir. Bugün teknoloji dünyasında yaşananlar aslında yeni bir hikâye değil. Geçmişte finans sektöründe yaşanan yeniden yapılanmalar nasıl binlerce işi dönüştürdüyse, bugün aynı dalga teknoloji çalışanlarının kapısını çalıyor.


Bugün yaşananlar teknolojinin bitmesi değil, teknolojinin kendi içinde ayrışması. Şirketler teknolojiye yatırım yapmayı bırakmıyor ama artık teknoloji içinde seçerek yatırım yapıyor.

Veri merkezleri büyüyor. AI mühendisliği büyüyor. Ama tekrarlı işler küçülüyor.


Dün Küçümsenen İşler Bugün Değer Kazanıyor

En ironik dönüşümlerden biri de bir dönem küçümsenen pek çok işin bugün yeniden değer kazanması.

Bugün karmaşık şehirlerde ve akıllı binalarda yaşanan hayat; sensörler, otomasyon sistemleri ve teknik altyapılarla ayakta duruyor. Masa başını otomatikleştiren teknoloji, saha işlerini daha değerli hale getiriyor.

Bugün tesisatçı -altyapı mimarı, elektrikçi- enerji sistemleri Uzmanı, bina bakım görevlisi -yapısal sürdürülebilirlik teknikeri gibi ünvanlarla karşımıza çıkıyor. Ünvanlar değişti çünkü hayat ve işlerin değeri değişti.


AI analiz yapabilir, kod yazabilir, rapor hazırlayabilir. Ama:

Patlayan bir boruyu tamir edemez.

Bir hastayı ihtiyaç duyduğu bakım için yatağında döndüremez, temizleyemez

Bir makinenin sesinden arızayı teşhis edemez.


Yıllarca bize şu cümleyi söylendi;

“Oku, masa başı iş bul.”

Bugün ise masa başı işlerin bir kısmı azalırken, beceri sahibi eller yeniden kıymet kazanıyor.


Meslek Değil, Beceri


Yıllarca çocuklara şu soruyu sorduk: “Büyüyünce ne olacaksın?” Doktor mu? Mühendis mi?

Yazılımcı mı?

Ama bence asıl sorulması gereken “Hayatta işe yarayan kaç becerin olacak”


Çünkü artık tek bir meslekle geçen bir hayat giderek nadirleşiyor. İnsanlar artık yalnızca iş değiştirmiyor, meslek değiştiriyor, yeni alanlar öğreniyor, yeni beceriler kazanmak için çabalıyorlar.


Bir Anne Olarak

Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci annesi olarak önceliğim hangi mesleğin revaçta olduğu değil, çocuğumun hayatını sürdürebilecek hangi becerilere sahip olduğu. Bugünün dünyasında en değerli profil hem kafası çalışan hem eli çalışan insan. Geleceğin gerçek güvencesi artık tek bir uzmanlık değil, bir yetenek seti sahibi olmak ve sürekli dönüşebilen bir zihin.


Bugün veri merkezleri kuruluyor. Bulut altyapıları genişliyor. Ama o veri merkezlerinin çalışabilmesi için elektrik, soğutma, bakım ve teknik bilgi gerekiyor. Yani geleceğin dünyasını ayakta tutan sistemlerin en kritik halkaları, bilgi ile beceriyi birleştiren insanlar olacak. Hedefine fizik mühendisi olmayı koyan oğluma da hep şunu söylüyorum: “Mühendis ol, ama seni farklı kılacak olan mühendisliğin yanına koyduğun beceriler olacak”


“Fizik bilen tamirci. Tamir bilen mühendis”

Gerçek ihtiyaca dokunan iş, her zaman değerlidir.


Peki Bu Dalga Sigorta Sektörünü Nasıl Etkiler?


Bugün teknoloji sektöründe yaşanan işten çıkarmalar ilk bakışta sigorta sektöründen uzak bir hikâye gibi görünebilir. Ama büyük dönüşüm Silikon Vadisi’nde kalmaz, er ya da geç her sektörü etkiler. Sigortacılık da dahil.

Bugün dijital satış kanalları büyüyor. Bankasürans güçleniyor. Online platformlar yaygınlaşıyor. Tekrarlı işler otomasyona kayıyor:

• Poliçe teklif hazırlama

• Fiyat karşılaştırma

• Basit risk değerlendirme

• Evrak kontrolü

• Hasar ihbar süreçleri

gibi yıllarca acentelerin günlük iş yükünün önemli bir kısmını oluşturan bu alanlar artık hızla dijitalleşiyor.


Sigorta sektöründe dijitalleşme tek bir model üzerinden ilerlemiyor; her şirket kendi stratejisine göre acenteyi ya satış platformuna, ya operasyon merkezine, ya da veri üreten bir iş ortağına dönüştürmeye çalışıyor.


Bu tablo bir tehdit olduğu kadar bir fırsat da barındırıyor. Çünkü bugün müşterinin en büyük ihtiyacı bir ürün değil, doğru rehberlik.

Eskiden ürünü bulmak için acenteye gidiliyordu. Bugün ürün internetten bulunabiliyor. Ama doğru poliçeyi seçmek için hâlâ insana ihtiyaç var.


İşte tam bu noktada kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz sigortacılar poliçe mi satıyoruz… yoksa gerçekten risk mi yönetiyoruz?


Ürünlere direkt ulaşılması ihtiyaca yetmiyor çünkü konu sadece bir poliçe değil, "çözüm". Bunu yapabilmenin özü de deneyim. Eğri oturup doğru konuşalım ; sadece fiyat veren, tek ürün odaklı, yenileme hatırlatan iş modeli, teknolojinin hızı ve müşteri beklentisi karşısında uzun vadede sürdürülebilir değildi. Bugün en hızlı dijitalleşen ürünler bireysel sigortalar ; trafik, kasko, tamamlayıcı sağlık, konut, seyahat gibi neredeyse standartlaşmış ürünler. Bugün bir trafik poliçesi yaptırmak, uçak bileti almak kadar kolay. Üstelik müşteri bu ürünleri satın almak için artık fiziksel olarak bir yere gitmek zorunda değil. Telefonundan , bankadan, online platformdan yapabiliyor.


Bugün sektörde yapılan toplantılar, çalıştaylar ve sunumlarda sık sık duyulan “Dönüşüm geliyor”, “Dijitalleşmeye ayak uydurmalıyız”, “Yeni iş modelleri geliştirilecek.” söylemlerini "Somut yol haritası"na döndüren ve stratejilerinin odağına "dönüşümü acente birlikte gerçekleştirmeyi koymuş sigorta şirketleri, acenteyi oyunun içinde tutan çözümleri art arda uygulamaya geçiriyorlar.


Çünkü uzun vadede dağıtım kanalını zayıflatmak, şirketin kendi satış gücünün zayıflaması anlamına gelir. Güçlü bir dağıtım kanalı olmadan, sigortacılık büyümez. Acentelerin gelirlerini korumaları için dijitalleşmenin içinde yer almaları ve desteklenmeleri gerekiyor. Sigorta şirketlerinin dönüşüm yolculuğunu yine bu platformda detaylarıyla paylaşacağım.


Ama kesin olan şu ; Bu dönüşüm sigortacılığı teğet geçmeyecek.


Bir işin kaybı sadece bir kişiyi etkilemez


Bir çalışan işini kaybettiğinde yalnızca bir masa boşalmaz.

Bir kira ödenemez hale gelir.

Bir çocuğun okul planı değişir.

Bir restoran müşterisini kaybeder.

Bir şehrin ritmi yavaşlar.


Bir iş yalnızca bir kişiyi değil, bir çevreyi, bir ekonomiyi ayakta tutar. Bu yüzden bu hikâye yalnızca bir endüstrinin çalışanlarının değil, bir ekosistemin hikâyesi.


Kurumsal dil ne kadar yumuşak olursa olsun, sokaktaki karşılığı “Maaşına zam, işine son.”


Bugün dönüşümden söz ederken aslında gerçek değer üretenle, yalnızca sistemin içinde yer kaplayan arasındaki fark yeniden yazılıyor.


Çünkü mesele teknoloji değil.

Mesele zihniyet.

Çok ciddi bir zihniyet dönüşümünün tam eşiğindeyiz.

Bu yeni düzende gerçekten kim üretecek, kim ayakta kalacak?



Herkese işlerinde kolaylıklar



Bu yazıda yer alan veriler ve değerlendirmelerde aşağıdaki uluslararası raporlar ve haber kaynaklarından faydalanılmıştır:










Yorumlar


bottom of page