17 Ağustos 1999 → 27 Yılda Ne Değişti, Ne Değişmedi?
- Zeynep Turker

- 7 gün önce
- 4 dakikada okunur
17 Ağustos'un üzerinden 27 yıl geçti.
Her yıl bu tarih yaklaştığında içimde aynı hüzün var. Benim için 17 Ağustos yalnızca Türkiye'nin yaşadığı büyük bir afet değil. Doğduğum yer Gölcük-Değirmendere'yi, çocukluğumun bildiğim sokaklarını, binalarını, insanlarını ve hatıralarını değiştiren bir gece.
Acıyı yaşayan bilir. Tesellisi yok. Hayat devam ediyor, evet; ama kaybedilen canlar geri gelmiyor, kaybedilen hayat da eski haline dönmüyor.

27 yıl uzun bir zaman. Ve haksızlık etmeyelim; bu 27 yılda hiçbir şey yapılmadı diyemeyiz.
Deprem yönetmeliklerimiz değişti. Deprem tehlike haritalarımız yenilendi. DASK kuruldu. Yapı denetimi yeniden düzenlendi. AFAD kuruldu. Kentsel dönüşüm hayatımıza girdi. Risk modelleme kapasitemiz gelişti. Depremi saniyeler öncesinden haber verebilecek teknolojileri konuşmaya başladık.
1999'a göre çok daha fazla verimiz, bilgimiz, teknolojimiz ve finansal aracımız var.
Sonra başka büyük depremler yaşadık. Ve 6 Şubat 2023 geldi.
Bugün dönüp baktığımda, enkaz yığınlarının yanında bir de mis gibi mevzuat yığınlarımız var.
Bilgimiz arttı. Mevzuatımız gelişti. Teknolojimiz ilerledi. Ama biz depremlerde ölmeye devam ettik.
Belki 27 yılın en ağır muhasebesi bu.
Depremi artık daha iyi biliyoruz
Yıllardır depremi farklı açılardan yazıyorum. Depremi önceden bilmek mümkün mü diye sordum. Fayların davranışını, deprem modellemelerini ve T-Rupt çalışmalarını inceledim. Erken uyarı sistemlerini yazdım; birkaç saniyenin bir treni durdurmak, gazı kesmek, kritik sistemleri güvenli moda geçirmek ve belki de bir insanın hayatını kurtarmak için ne kadar değerli olabileceğini paylaştım.
Bilim ilerliyor. Teknoloji ilerliyor. Depremin nerede ve nasıl zarar yaratabileceğini 1999'a göre çok daha iyi hesaplayabiliyoruz.
Dolayısıyla sorunumuz artık yalnızca depremi bilmemek değil.
Peki ekonomik olarak hazır mıyız?
Bir başka yazıda “Sigorta Sektörü Beklenen Marmara Depremini Karşılayacak Mali Güçte mi?” diye sordum.
Çünkü büyük bir Marmara depremi yalnızca binaları yıkmayacak. Hanelerin servetini, şirketlerin sermayesini, üretimi, istihdamı, tedarik zincirlerini ve kamu maliyesini de etkileyecek.
Depremden sonra “zararı kim ödeyecek?” sorusunun cevabı aslında depremden önce verdiğimiz kararlarda saklı.
Bu nedenle DASK'ı, ZDS'yi, konut sigortalarında deprem teminatını, eksik sigortayı, ihtiyari deprem tarifelerini defalarca yazdım.
Çünkü poliçenin var olması ile ekonomik kaybın gerçekten karşılanması aynı şey değil.
Evimi sigortaladım. Peki ya bina?
Deprem bireysel kararlarımızın sınırlarını da gösteriyor. Ben kendi evimi sigortalayabilirim. Ama apartmanımın ortak alanları? Yan daire? Binanın bütünü? Site yönetimi?
Ortak alan sigortalarını ve apartman yöneticilerinin sorumluluklarını da bu nedenle yazdım.
Çünkü deprem bireysel bir risk değil. Aynı binada, aynı sokakta, aynı şehirde yaşıyoruz.
Bina ayakta kalsa ekonomi ayakta kalacak mı?
Depremi yalnızca yıkılan bina üzerinden konuşmak da yetmiyor. Bir fabrikanın yeniden yapılması işletmenin ertesi sabah yeniden üretime başlayacağı anlamına gelmiyor.
Çalışanlar, enerji, yollar, limanlar, tedarikçiler, müşteriler, haberleşme ve finansman olmadan üretim başlayamaz.
Kar kaybını ve iş sürekliliğini bu nedenle yazdım. Çünkü asıl mesele yalnızca hasarı ödemek değil; hayatın ve ekonominin devam edebilmesini sağlamak.
Koruma açığımız hâlâ büyük
6 Şubat bize bunu da çok ağır biçimde gösterdi.
Koruma açığı yani ekonomik kayıp ile sigortalı kayıp arasındaki fark yalnızca sigorta sektörünün problemi değil. Sigorta tarafından karşılanmayan zarar ortadan kaybolmuyor. Hanelerin, şirketlerin ve nihayetinde kamunun bilançosuna geçiyor.
Parametrik sigortalardan yeni afet finansmanı modellerine kadar farklı araçları konuşmamızın nedeni de bu. Araçlarımız çoğalıyor. Ama koruma açığımız hâlâ büyük.
Ve afetlerin kamu üzerinde yarattığı ekonomik yük de ortada. Her zararın sonunda devlet tarafından karşılanmasını bekleyen bir sistem sürdürülebilir değil. Sigorta bu yükü ortadan kaldırmaz; ancak önemli ölçüde paylaşabilir.
27 yılda ne değişmedi?
Belki de asıl zor soru bu.
1999'da deprem olduğunu biliyorduk. 2026'da çok daha fazlasını biliyoruz.
Hangi bölgelerin tehlikeli olduğunu biliyoruz. Güvenli yapının nasıl inşa edileceğini biliyoruz. Riskli yapı stokumuz olduğunu biliyoruz. Marmara'da büyük bir deprem riskiyle yaşadığımızı biliyoruz. Ekonomik kaybın ne kadar ağır olabileceğini biliyoruz.
Sigortanın neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını biliyoruz.
Eksik olan artık çoğu zaman bilgi ya da mevzuat değil.
Uygulama, denetim, süreklilik ve bildiğimizi hayata geçirme iradesi.
Üstelik siyaset ülkenin gündemini öylesine kaplıyor ki deprem konusu yıldönümlerinde birkaç gün hatırlanan sıradan bir anma başlığına dönüşüyor. Sonra gündem değişiyor.
Bu nedenle korkunun da tamamen geçmemesi gerektiğini düşünüyorum. Panik anlamında değil. Riski unutmamak, hazırlığı ertelememek anlamında.
Fay hatları gündemi takip etmiyor, depremin dili değişmiyor sadece şehirler değişiyor
Bir ricam var
17 Ağustos'un 27. yılında sadece şunu rica edeceğim:
Lütfen zorunlu deprem sigortanızı yaptırın ve güncel tutun.
Konutunuzu, işyerinizi, fabrikanızı, tesisinizi ya da hangi varlığınızı sigortalıyorsanız deprem riskinin o poliçede nasıl ve hangi bedelle teminat altında olduğunu mutlaka kontrol edin.
Çünkü “sigortam var” demek her zaman “depremde zararım karşılanır” demek değil.
Sigorta depremi engellemez. Kaybettiğimiz insanları geri getiremez. Ama geride kalanların yeniden ayağa kalkabilmesi için gereken ekonomik gücün önemli bir bölümünü sağlayabilir ve afetin toplumun tamamına ve kamuya yüklediği mali yükü paylaşabilir.
Bu yıl yeni bir şey söylemek yerine dönüp o yazılara bakmak istedim. Çünkü hepsinin aslında aynı yere çıktığını görüyorum:
Depremden sonra ne yapacağımızı değil, deprem olmadan önce ne yapacağımızı konuşmalıyız.
27 yıl sonra hâlâ deprem yazıyor olmaktan çok, hâlâ aynı kayıpları konuşuyor olmak hüzün veriyor.
Deprem kaçınılmaz olabilir. Aynı sonuçları tekrar tekrar yaşamak kaçınılmaz değil.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde ve sonrasında yaşadığımız tüm depremlerde hayatını kaybedenlere rahmet, geride kalanlara sabır; hepimize unutmadan, ertelemeden ve yeniden aynı bedelleri ödemeden yaşayabilmek için dayanma gücü diliyorum.
Deprem Üzerine Yazdıklarım - Blog Arşivi
Aşağıdaki yazılar, deprem riskini sigorta, modelleme, erken uyarı, yapı güvenliği, iş sürekliliği ve koruma açığı açısından farklı dönemlerde ele aldığım blog yazılarımdan oluşuyor.
Not: Arşiv, depremi doğrudan konu alan yazıların yanı sıra 6 Şubat sonrasında ekonomik dayanıklılık, kar kaybı, ortak alanlar, parametrik çözümler ve afet finansmanı açısından depremle doğrudan bağlantılı yazıları da içerir.



Yorumlar