Yeni Dünya: Bataryalar Üzerine Kurulu Bir Hayat
- Zeynep Turker

- 1 gün önce
- 12 dakikada okunur

Geçtiğimiz günlerde basına da yansıyan uçuşlarda powerbank lerin kabine alınmamasına ilişkin haberlere siz de denk gelmişsinizdir. Kısa bir süre önce ben de benzer biri durumu yaşadım. Bu haber diyor ki kabine alsanız da artık uçakta şarj edemezsiniz.
Artık enerjiyi cebimizde taşımaya başladığımız bir çağdayız.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yeni düzenlemeye göre artık uçuş sırasında powerbank ile cihaz şarj etmek yasaklandı. Üstelik yolcuların taşıyabileceği powerbank sayısı da en fazla iki adetle sınırlandırıldı. Bu kararın arkasında , uluslararası havacılık kuralları doğrultusunda, lityum bataryaların oluşturabileceği yangın risklerini azaltmak amacı var.
Uçuş güvenliği her şeyden önce gelir. Hiç bir havayolu şirketi küçük bile olsa bir riski kabul edemez. Yasaklar da güvenliğimiz için zaten. Uzun ya da kısa pek çok uçuşta insanlar telefon tablet ya da labtoplarını kullanıyorlar. Kimi çalışıyor, kimi oyun oynuyor kimi film seyrediyor. (Galeride biriken fotoğrafları temizlemek için de iyi bir fırsat) Ama bu arada pili de azalıyor. Her uçakta da şarj etmek mümkün olmuyordu. Habere göre powerbank i uçağa bağlayıp şarj etmek yasaklandı, cihazınızı powerbanke bağlayıp şarj etmek ise uçuş güvenliği açısından tavsiye edilmiyor.
Powerbank’i şarj etmek mi, telefonu powerbankle şarj etmek.
İkisinin içinde de benzer lityum batarya teknolojisi var. Birine “tehlikeli eşya” deyip diğerine gündelik hayat muamelesi yapınca insan ister istemez düşünüyor.
Anlaşılan mesele cihazdan daha çok taşınan enerjinin büyüklüğü ve bu enerjinin kontrolü.
Çünkü bir dönem cebimizde yalnızca telefon taşırken artık küçük enerji depoları yanımızda dolaşıyoruz.
Bataryalarla ilişkimiz biraz tutarsız. Gece risk olur diye telefonu başucumuzda şarj etmiyoruz ama aynı teknolojinin çok daha büyük bir versiyonunun üzerine ailecek oturup yollara çıkabiliyoruz. Havalimanına elektrikli araçla gidip, otoparka bırakıyoruz, sonra da uçağa binerken cebimizdeki powerbank için uyarı dinliyoruz.
Bu durum biraz ironik görünse da aslında yeni dönemin mantığı başlıyor.
Küçük bataryalar için sıkı kurallar koyan bir dünya, çok daha büyük bataryalarla yaşayan şehirlerin risklerini de artık daha ciddi konuşmaya başlasa iyi olmaz mı?
Evet konu elektrikli araçlar. Daha önce blogda "Komşu da bizi gezdirecek mi?" başlığı ile site otoparklarında şarj edilen elektrikli araçların yarattığı sorunlardan yola çıkarak yazdığım yazının üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçti. Bugün duruma baktığımızda komşunun aracını nerede şarj edeceğinin çok ötesinde sorunlar var artık.
Asıl konu, hayatımızın giderek daha büyük bir bölümünün bataryalar üzerine kurulması ve bu dönüşüm, yalnızca ulaşımı değil; şehirleri, binaları ve sigortayı da değiştiriyor.

Uçağa geri dönelim. Bugün ticari uçuşların büyük bölümü, yaklaşık 150–190 yolcu taşıyan dar gövdeli uçaklarla yapılıyor. Ortalama bir yolcu uçağı için yaklaşık 180 yolcu ve her yolcunun bir telefonu olduğunu farz edelim.
Ortalama telefon bataryası ~ 4000–5000 mAh/Yaklaşık 15–20 Wh enerji içeriyor. Uçağa alınan Ortalama powerbanklerin en yaygın olanı 10.000–20.000 mAh/ bu da yaklaşık 37–74 Wh enerji demek. Uçaktaki 180 yolcunun tamamı değil üçte birinde powerbank olduğunu varsayarak hesap yaparsak toplam uçak içi telefon+ powerbank batarya enerjisi yaklaşık 6 kWh ediyor .
Buradaki enerji askında çok büyük” değil, kapalı ve kaçış imkânı sınırlı bir ortamda yüzlerce küçük lityum bataryanın birlikte bulunması havacılık açısından riskli kabul ediliyor. Bir uçakta kabinindeki yangın itfaiye birkaç dakika içinde gelemez. Mürettebat, binlerce metre yüksekte, dar bir kabin içinde, sınırlı ekipmanla müdahale etmek zorundadır. Buradaki risk 6 kWh’ın tamamının aynı anda yanması değil, yüzlerce bataryadan yalnızca birinin bile arızalanmasının, kabin içinde hızla büyüyebilecek bir olaya dönüşebilme ihtimalidir ya da başka bir ifadeyle “Enerji küçük olabilir ama sonucu büyük olabilir.”
Bugün ortalama bir elektrikli araç 50–80 kWh batarya taşıyor (Bazı büyük araçlarda 100 kWh üstü), ortalam 70 kWh den yıla çıkarsak Bir elektrikli araç bataryası yaklaşık 10–12 uçaktaki tüm telefon ve powerbank enerjisine eşit
İkisinde de benzer teknoloji kullanılan çoğu lityum-iyon bataryaların ölçek ve risk davranışı tamamen farklı. Lityum bataryalar, doğru kullanıldığında güvenli, ama hasar gördüğünde, kısa devre yaptığında veya aşırı ısındığında “thermal runaway” denilen ( Hızlı gelişen, kendi kendini besleyen, söndürmesi zor ve yeniden alevlenebilen) zincirleme bir reaksiyon başlatabilirler .Telefon ve powerbank’lerde daha küçük hücreler ve düşük voltajlı sistemler bulunurken, elektrikli araçlarda binlerce hücreden oluşan çok daha yüksek enerji yoğunluklu batarya paketleri kullanıldığından elektrikli araç bataryalarında thermal runaway dediğimiz zincirleme reaksiyon riski daha büyük ,
Yeni Dünya: Bataryalar Üzerine Kurulu Bir Hayat

Bugün yalnızca telefonlar değil, otomobil, scooter, bisiklet, depolama sistemleri, ev bataryaları, veri merkezleri hepsi lityum bataryalarla çalışıyor. Enerji artık yakıt depolarında değil, bataryalarda.
Bu değişim mühendislik konusu olmanın ötesinde şehir planlaması konusu, yangın güvenliği konusu, sigorta konusu, risk finansmanı konusu haline geldi.
“Komşu da Bizi Gezdirecek mi?” yazımda bahsettiğim site otoparkı – komşu – ortak alan riski perspektifinden batarya çağının gerçekliği ve getirdiği risklerde biraz derine inelim.
Batarya Çağında Yangın Artık Bildiğimiz Yangın Değil
Yangın dediğimizde çoğumuzun zihninde benzer bir sahne oluşur. Bir kıvılcım, ardından alev, duman ve suyla söndürülen bir yangın…
Yıllardır yangın güvenliği, itfaiye ekipmanları ve sigorta sistemleri bu mantık üzerine kuruldu. Çünkü klasik yangınların çoğu, yanıcı bir maddenin dışarıdan aldığı ısıyla tutuşmasıyla başlar ve yakıt ortadan kaldırıldığında ya da soğutulduğunda sona erer.
Ama elektrikli araç yangınları bu bildiğimiz hikâyeyi değiştirdi. Çünkü burada yanan şey sadece bir araç değil. Enerjinin kendisi.
Thermal Runaway reaksiyonu ile de aşırı Isınan hücre İçindeki hızlanan kimyasal reaksiyonları Daha fazla ısı üreterek yanındaki hücrelere geçiyor ve yangın artık dışarıdan gelen bir enerjiye bağlı olmadan kendi enerjisini kendi üretiyor.
Su dökünce sönüyor mu? Evet ama asıl konu soğutma. Yangın dışarıdan bakıldığında bitmiş gibi görünse bile, bataryanın ısı birikimi devam ediyorsa bu ısı saatler sonra yeniden yangına dönüşebilir. Elektrikli araç yangınlarının bir diğer özelliği de "Gecikmeli risk". Yangından sonra araçlar için yeniden alevlenme ihtimaline karşı özel karantina alanlarında bekletilmeleri gerekiyor. Bu da bilinen araç yangınlarında alışık olmadığımız bir süreç.
Kapalı Alan Neden Daha Riskli
Kapalı alan risklerine bugün başka bir açıdan da bakmak gerekiyor. Yıllardır birçok AVM ve otel otoparkına girişte bagaj kontrolü yapılır. Bunun nedenlerinden biri güvenlik kadar LPG kaynaklı risklerdir. Yani aslında binalar uzun zamandır araç içindeki potansiyel tehlikeli yükleri kontrol etmeye çalışıyor.
Ama dikkat ederseniz odak hep bagajın içindekilerde. Bugün de çoğu zaman bagaj kapağının açılıp kapandığı güvenlik prosedürleriyle riskleri yönetmeye çalışıyoruz.
Ama şimdi ilginç bir döneme giriyoruz, artık risk doğrudan aracın kendisi . Üstelik çok daha büyük bir enerji yoğunluğuyla.
Kapalı otoparklarda yüksek sıcaklık, yoğun duman, toksik gazlar, diğer araçlara sıçrama riski
çok daha hızlı büyüyebilir. Bu noktada mesele yapısal güvenlik .
Kapalı otoparkta duran araç artık bir enerji deposu, yani bir yangın potansiyeli, bu sebeple de artık bir bina riski.
Peki Yangın Riski Artıyor mu? Elektrikli araçların yangın çıkarma olasılığı konusunda farklı veriler bulunuyor. Bazı araştırmalar elektrikli araçların içten yanmalı motorlu araçlara göre daha az yangın çıkardığını gösteriyormuş. Ama burada kritik bir ayrım vardır:
Yangın çıkma olasılığı ile yangının etkisi aynı şey değil.
Yeni araçlarla birlikte kasko sigortasında da değişim de aslında aynen bu şekilde anlatılıyor. Yeni araçlarda frekans düşük ama şiddeti yüksek, yani daha az hasar oluyor ama hasar olduğunda çok daha fazla zarar veriyor. Risk yönetimi diliyle Düşük olasılık – yüksek etki riski ve bu tür riskler, genellikle en kritik olanlardır.
Elektrikli araç yangınları yeni bir yangın türü ve aslında itfaiye, mühendisler, sigortacılar ve şehir planlamacılarını aynı anda düşünmeye zorlayan bir enerji yönetimi, bir sistem meselesi.
Sigorta perspektifinden ilk soruyu soralım;
Risk değişiyor. Teminat yaklaşımı değişiyor mu?
Elektrikli araç yangınları bu kadar farklıysa, şehirler ve binalar bu yeni risklere hazır mı?
Hasarın süresi değişiyor, müdahale maliyeti değişiyor, hasarın şiddeti değişiyor. Ama hepsinin başında belirsizlik artıyor.
Şarj Üniteleri: Konfor Hizmeti mi, Yeni Yangın Yükü mü?”
Bu noktalar “yeşil dönüşüm vitrini” mi, yoksa sabit kıymet sigortalarında artık ayrı incelenmesi gereken yeni bir risk kaynağı mı? Küçük batarya bile havacılıkta “tehlikeli eşya” disipliniyle ele alınırken sabit kıymet sigortaları açısından durum nasıl değişiyor?
AVM otoparklarında, rezidanslarda, sitelerde ve iş merkezlerinde şarj üniteleri çoğu zaman “sürdürülebilirlik göstergesi” olarak konumlandırılıyor. Giriş katında, ilk bodrumda, kolay erişilebilir yerde, görünür noktada… Bu görünürlük risk mühendisliği açısından başka bir soruyu daha akla getirir; "Yangın çıkarsa, en hızlı yayılabileceği, en yoğun araç ve insan trafiğinin olduğu yerde mi konumlandırılıyor?"
Tedbir olarak hemen her şarj ünitesinin yanında bulundurulan yangın battaniyesi elbette önemli ancak tek başına “çözüm” değil. Deneysel çalışmalarda yangın battaniyelerinin alevi sınırlayabildiği, su sisi ve köpük sistemlerinin soğutmaya yardımcı olduğu görülmüş; fakat testlerde araç içi sıcaklığın 900°C seviyelerine çıkabildiği ve alev uzunluğunun 2,5 metreyi aşabildiği de ölçülmüş.
Bu durumda risk mühendisliği sadece "battaniye var mı?" diye sormaz . Battaniye hangi senaryo için var, kim kullanacak, ne kadar sürede müdahale edecek, batarya soğutulabilecek mi, yangın diğer araçlara ve yapıya yayılmadan kontrol edilebilecek mi? Sorularını da sorar.
Bence daha kritik olan ; "Binalar bu yeni yangın davranışına gerçekten hazır mı?"
Bugün birçok AVM, rezidans, otel ve iş merkezi; klasik araç yangını varsayımlarına göre tasarlanmış yangın senaryoları üzerinden projelendirildi. Kapalı otoparkların taşıyıcı sistemleri, havalandırma yapıları ve yangın dayanımı bu senaryolar için yeterli mi? Betonarme sistemler daha dayanıklı görünse de uzun süreli yüksek sıcaklık, iç yapıda hasar yaratabilir. Uzun süre maruz kalınan yoğun ısı: beton dayanımını azaltabilir, çelik taşıyıcı elemanlarda mukavemet kaybına neden olabilir, beton içinde çatlama ve parçalanma (spalling) oluşturabilir, kablo sistemlerini ve teknik altyapıyı etkileyebilir.
Açık konuşmak gerekirse, bugün birçok bina elektrikli araçların yarattığı yeni yangın yüküyle yaşamaya başladı ama bu yapıların ne kadarının bu yeni risk senaryolarına göre yeniden değerlendirildiğini bilmiyoruz. Yani yangının ne kadar sürdüğü ve yapıya ne derece zarar verdiği de önemli. Sigorta şirketlerinin özelikle şarj ünitelerine dair risk önlemleriyle ilgili global risk rehberleri şarj ünitesini elektrik panosuna takılmış bir cihaz değil; bina yangın güvenliği sisteminin parçası olarak konumluyor.
Evden hat çekmek” meselesi daha da kritik. Bu konuya ilk yazıda değinmiştim. O zaman sorduğum sorular ve işaretlediğim gerçekler hala geçerli.

Enerji Cebimizde, Risk Binalarımızda
Biz hâlâ elektrikli aracı çoğu zaman kaskoda fiyat sıralaması olarak konuşuyoruz; bana göre asıl büyük etkisi sabit kıymet tarafında olacak.
AVM, otel, hastane, plaza, lojistik merkezi, site, fabrika otoparkı… Bunların her biri artık “araç park alanı” değil; batarya yoğunluğu artan bir enerji depolama alanı. Şehirlerin ve binaların bu yeni enerji yoğunluğuna mühendislik olarak hazır olup olmadığı is büyük bir soru işareti.
Yollarda Durum Nasıl ? Bataryalar içimizin dışına çıktığı yollara dayanıklı mı?
Elektrikli araçların bataryaları laboratuvar ortamında son derece dayanıklı görünse de gerçek test ortamı laboratuvar değil, sokak. Ve özellikle bizimkiler gibi şehirlerde sokaklar çukurlar, bozuk asfaltlar, yükseltilmiş rögar kapakları, hız kesiciler, bordürler, ani darbeler festivali gibi. Bazen bir taş, bazen bir metal parçası, bazen su birikintisi ile ani temas ve darbeler kaçınılmaz. Geçenlerde bir etkinlik için Vadi İstanbul’daydım. Arnavut taşlarıyla kaplı yollarda ilerlemek gerçekten at arabası sarsıntısını andırıyor.
İnsan trafiği yoğun olduğu için hız kesiciler , ani frenler kaçınılmaz. Dur-kalk kaçınılmaz.
Ve İstanbul’un geri kalan yolları…Onlar da çoğu zaman bir şantiye gibi. Elektrikli araç bataryaları bu kadar yoğun titreşim ve darbe yüküne gerçekten hazır mı?
Elektrikli araç bataryaları ağırlık merkezini düşürerek denge ve iç hacim avantajı sağmak amacıyla genellikle aracın alt tabanında yer alıyor. Bu tasarım aynı zamanda bataryanın yol darbelerine, titreşime ve fiziksel hasara maruz kalacağı yer ; bu nedenle üreticiler çok katmanlı koruma sistemleri kullansa da risk çoğu zaman kullanım ortamından kaynaklanıyor. Yollarda sık sık karşılaştığımız zorluklar içten yanmalı araçlarda mekanik zarar nedeniyken, elektrikli araç için bir batarya riski olabilir. Fiziksel bir darbe, su ve nem, titreşimlerle zaman içinde yıpranma, gibi olduğu anda fark edilmeyen küçük bir hasarın büyük bir yangına dönüşmesine neden olabilir.
Elektrikli araç hasarında yeni bir kavramla karşılaşıyoruz: karantina. Kaza görmüş, suya maruz kalmış, bataryasında anomali tespit edilen veya yangın geçirmiş araç, klasik hasarlı araç gibi çekilip kapalı otoparka bırakılamıyor. Çünkü risk her zaman yangınla birlikte sona ermiyor. Araçta görünür bir hasar olmasa bile, bataryada meydana gelen iç hasar veya enerji dengesizliği nedeniyle saatler hatta günler sonra yeniden ısınma ve alevlenme yaşanabiliyor. Yani araç park edilmiş, hatta ilk incelemede normal görünse bile bataryadaki enerji tekrar aktive olarak yeni bir yangına neden olabiliyor. Bu nedenle elektrikli araçlar için karantina alanları, özel prosedürler ve bu teknoloji konusunda eğitimli insan kaynağı giderek daha önemli hale geliyor.
Yolda olup bitenin sabit kıymet sigortalarıyla ne alakası var? Çok doğrudan bir ilgisi var.
Çünkü riskin başlangıç noktası çoğu zaman yolda ama sonucu otoparkta ortaya çıkıyor.
Yolda darbe alan bir araç, saatler sonra kapalı bir otoparkta thermal runaway başlatabilir. Hasarın nedeni başka yerde, sonucu başka yerde ortaya çıkabilir. Sigorta açısından bu nedensellik analizi, sorumluluk zinciri, hasar yayılımı gibi konuları karmaşıklaştırır.
Sigortacılıkta en büyük hasarlar teknoloji ile risk yönetimi arasındaki mesafe açıldığında yaşanıyor. Sigortacılar bu riski ne kadar hesaba katıyor sorumun nedeni bu. Bana göre asıl risk bütün bu bilinmezliğiyle binalarda.
Kaçmak İçin Ne Kadar Zaman Var?
Risk analizlerinde çoğu zaman ortalama bir sürücü varsayılır. Oysa gerçek hayatta araçlarda çocuklar, yaşlılar, engelliler ve panik yaşaması muhtemel insanlar bulunur. Standartlar yolculara tahliye için birkaç dakika kazandırmayı hedeflese de gerçek hayatta bu süre, olayın niteliğine ve yangının başlangıç şekline göre değişebilir. Bir bebek kendi başına araçtan çıkamaz. Bir yaşlı hızlı hareket edemeyebilir. Bir engelli araçtan tahliye için yardıma ihtiyaç duyabilir, araç içindekiler kendini kurtaramayacak durumda olabilir.
Elektrikli araç yangınlarında yangın başlamadan ya da kabine ulaşmadan önce aracın içindekilere ne kadar yaşam/kaçış süresi kalıyor?
Yangın güvenliği yalnızca aracın yanmaması değil; yandığında insanı içeride bırakmamasıdır. Bebek koltuğundaki bir çocuk, yaşlı bir yolcu, engelli bir sürücü veya panik anında kapı mekanizmasını bulamayan biri için “beş dakika” bile teoride uzun, pratikte çok kısa bir süredir. Risk mühendisliği artık sadece bataryanın dayanıklılığını değil, insanın kaçış kabiliyetini de ölçmek zorunda. Ve bu fark hayat kurtaran zaman ile gecikmiş müdahale arasındaki çizgiyi belirleyebilir.
Bu nedenle elektrikli araç yangınlarında mesele sadece yangının büyüklüğü değil insanların kaçış süresi, en kritik güvenlik unsuru yalnızca araç değil kullanıcının farkındalığı.
Türkiye’de Elektrikli Araçlar İçin Yangın Yönetmeliği Var mı?
Bugün Türkiye’de elektrikli araç yangınları için tek başına hazırlanmış özel bir yönetmelik yok. Ancak şu üç ana yapı üzerinden ilerleniyor:
1- Ana çerçeve: Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ( Bu yönetmelik elektrikli araç yangınları ve şarj alanları için özel detaylı hükümler içermiyor. Elektrik Mühendisleri Odası’nın değerlendirmesine göre, Temmuz 2025 itibarıyla mevcut yangın yönetmeliğinde elektrikli araçlara özgü ayrıntılı düzenleme bulunmuyor ve bu konuda yeni düzenlemeler için hazırlık yapıldığı biliniyor.)
2- Şarj istasyonları için yönetmelik değil teknik standart var. TS 13912 Elektrikli Araç Şarj İstasyonu Güvenlik Standardı. Bu standart: Şarj ünitelerinin kurulumu, Elektriksel güvenlik, Topraklama, Kurulum ve işletme şartları gibi teknik konuları düzenliyor. AVM, otel, otopark gibi alanlarda şarj üniteleri için bu standarda uyum zorunlu.
3- Yeni gelişme: 2026 yerel yönetim yazıları- 2026 başında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yerel yönetimlere gönderdiği yazılarda Şarj istasyonları ruhsatlandırılırken Yangın ve patlama risklerinin Mevcut mevzuatlar çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Merkezi bir detay yönetmelik yok — ama yerel uygulamalar başladı. Bu da sahada farklı uygulamalar yaratabilir.
Yurtdışında ise özellikle Almanya, İngiltere, ABD, Norveç, gibi ülkelerde kapalı otoparklarda EA yerleşimi, şarj alanı zonları, yangın yükü hesapları, duman tahliye kriterleri gibi detaylı teknik rehberler hızla gelişiyor.
Türkiye’de ise şu anda süreç gelişme aşamasında.
Bina yönetmeliğe uygun olabilir ama risk dinamik.
Bugün şarj üniteleri kuruluyor, otoparklar dönüştürülüyor, site yönetimleri izin veriyor
AVM’ler yatırım yapıyor, Ama şu soru çoğu zaman "bu yatırımlar yangın mühendisliği açısından yeniden projelendirildi mi?" sorusu sorulmuyor. Çünkü mevcut yangın yönetmeliği Elektrikli araçların yarattığı yeni yangın yükünü henüz tam tarif etmiyor. Ve açık konuşmak gerekirse; bir yangın çıktığında insanların dönüp “Ama mevzuata uygunduk” demesi kimseyi kurtarmıyor. Üstelik bina tüm mevzuatlara uygun olsa bile, o gün otoparkta kaç elektrikli araç olacağını, hangilerinin şarj edildiğini ya da içlerinden birinin görünmeyen bir batarya hasarı taşıdığını bilmek mümkün değil.
Elektrikli Araç Riski Aslında Tamamen Yeni Değil
Elektrikli forkliftler, akülü depo araçları ve büyük batarya sistemleri sanayide yıllardır kullanılıyor. Hatta bu sistemlerin: şarj alanları, havalandırma yapıları, elektrik yükleri, yangın senaryoları, gaz çıkışı riskleri risk analizlerinde detaylı şekilde inceleniyor. Risk mühendisleri için forklift şarj alanları ve enerji yoğunluğu olan her sistem ısı, elektrik ve yangın davranışı açısından uzun zamandır özel değerlendirme konusu.
Yani sigortacılar ve sanayi dünyası bu enerji türüne tamamen yabancı değil. Günümüzde değişen "Bu risk artık fabrikanın içinde değil, gündelik hayatın içinde."
Sanayi yabancı olmadığı bu riski eğitimli personel, teknik prosedürler, ayrılmış alanlar ve mühendislik disiplinleriyle yönetiyor. Ama günlük hayat aynı reflekslere sahip değil. İşte bu nedenle elektrikli araç meselesi yalnızca otomotiv dönüşümü değil; aynı zamanda bir şehir güvenliği, bina mühendisliği, risk kültürü ve toplumsal farkındalık meselesi haline geliyor.
Elektrikli Araçlara Karşı mıyım?
Hayır.
Bugün elektrikli araçlar hayatımıza hızla giriyor. Çevreci olmaları, karbon emisyonlarını azaltmaları ve enerji dönüşümünün önemli bir parçası olmaları gibi pozitif taraflarıyla birlikte bataryanın üretimi için harcanan kaynaklar, endüstri ve rekabet konularını da bir arada düşünüyorum.
Elektrikli araç sahibi olmamamın tek bir nedeni yok. Gün içinde birden fazla durağı olan, art arda programları eklediğim kalabalık ve hızlı rutinimde gün içinde planlı şarj için zaman kalmayabiliyor. Güvenilir şarj noktalarına erişim de her zaman mümkün değil. Gece geç saatlerde şarj etmek zorunda kalma ihtimali de cazip gelmiyor.
Yangın davranışları hâlâ keşfediliyor. Eğitim ihtiyacı büyük. İtfaiyeler, tesis yöneticileri, sigortacılar ve kullanıcılar bu yeni risk türünü anlamaya çalışıyor.
Daha acısı hala taze olan otel yangınında, yasal olarak zorunlu olmasına rağmen yerine getirilmemiş bir davlumbaz için yangın söndürme sistemi olmadığından, onlarca can gitti. Risk farkındalığımıza dair şahit olduğumuz, basında gördüğümüz, hasar tazminatlarına dahil olduğumuz o kadar olaydan sonra , duruşum bu araçların karşı olmak değil, kaygı.
Teknoloji hazır olabilir. Ama hayatın akışı her zaman aynı hızda uyum sağlamaz. Bu nedenle bugün elektrikli araç almamak benim için biraz da zamanlama meselesi.
Türkiye’de elektrikli araç yangınları artık teorik bir risk değil. İstanbul’da şarj sırasında alev alan araçlar, park halindeyken yanındaki araca sıçrayan yangınlar, kazadan sonra alev alan araçlar ve saatler süren müdahaleler bu riskin sahada yaşandığını gösteriyor. Bu olaylar henüz sınırlı sayıda olabilir; ancak her biri bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Elektrikli araçlar yalnızca bir ulaşım aracı değil, yüksek enerji yoğunluğu taşıyan mobil sistemler.
Yeni teknoloji = yeni risk Ama aynı zamanda Yeni teknoloji = yeni fırsat
Elektrikli araçlar enerji dönüşümünün önemli bir parçası. Ulaşımın geleceğinde önemli bir aktör. Şehirlerin dönüşümünde güçlü bir unsur. Ama her dönüşüm gibi: Hazırlık gerektiriyor. Yani asıl sorum biz hazır mıyız?
Bir uçakta yüzlerce telefon ve onlarca powerbank varken bile risk yönetimi ayrı bir başlık haline geliyorsa, elektrikli araçların yaygınlaştığı bir dünyada riskin ölçeğinin nasıl değişeceğini yeniden düşünmek zorundayız. Birkaç powerbank için kurallar getiriliyorsa; kapalı otoparklarda, alışveriş merkezlerinde, apartmanların altında, şehirlerin kalbinde duran çok daha büyük bataryalar bence çok daha düşündürücü
Havaalanına elektrikli araçlarla gidiyoruz. Otoparktaki şarj ünitelerine araçlarımızı gönül rahatlığıyla bırakıyoruz. Sonra uçağa binerken “Powerbank sayınız sınırlı, uçuş sırasında şarj edemezsiniz.” diyorlar
“Havalimanına 70 kWh’lık bir pile binip geldim ama cebimdeki powerbank mi sorun şimdi?” diye sormak insanın aklından geçmiyor değil.
İlk bakışta küçük bir düzenleme gibi görünse de bana göre bu karar, bir çelişki değil çok daha büyük bir dönüşümün habercisi ,bir uyarı; Küçük bataryaları sıkı kurallarla yöneten bir dünya, büyük bataryalarla dolu şehirleri yeni yeni anlamaya çalışıyor.
#Insurance #Sigorta #RiskEngineering #RiskMuhendisligi #PropertyInsurance #SabitKiymetSigortalari #EmergingRisks #YeniRiskler #BuildingSafety #BinaGuvenligi



Yorumlar