DEPREM Mİ ? MEVZUAT MI ? Camı Bile Çatlamayan Bir Yanıt
- Zeynep Turker

- 3 Mar
- 5 dakikada okunur

1-7 Mart ülkemizde "DEPREM HAFTASI". Hatırlarsınız geçen yıl 1-7 Mart haftasında blogda depremi farklı perspektiflerle bolca yazmıştım. Bu yıl programım çok yoğun olunca her güne bir aktivite koyamadım ama yine de boş durmadım.
Yılın ilk çeyreğinde toplumda deprem farkındalığını erken artırmak ve afet hazırlığı konusunu her yıl tekrar gündeme getirmek amacıyla MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 14.11.1988 tarihli ve 3008 sayılı kararı ile 28 Şubat “Sivil Savunma Günü” ve 1–7 Mart tarihleri "Deprem Haftası" olarak kabul edilmiş
Türkiye deprem kuşağı üzerinde yer aldığı ve ülke yüzölçümünün büyük kısmında deprem riski bulunduğu için, toplumda "deprem bilinci ve hazırlıklı olma kültürü oluşturmak" hedefiyle hafta boyunca;
• Deprem risklerinin fark edilmesi,
• Afet öncesi hazırlıklara dikkat çekilmesi,
• Doğru davranış şekillerinin öğretilmesi,
• Okullarda ve toplumda eğitimler, tatbikatlar ve etkinlikler düzenlenmesi amaçlanıyor.
Ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer alıyor ve nüfusun büyük kısmı ve yerleşim alanları deprem riski altında. Bu nedenle Deprem Haftası, sadece geçmiş depremler değil, sürekli bir risk kültürü geliştirme ihtiyacına yönelik bir bilinçlendirme dönemi olarak tanıtılıyor (Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Geçen yıl ülke genelinde yapılan çalışmaların ekseriyeti okullarda yapılan tatbikatlardı. kamu ve özel sektör - buna sigorta şirketleri de dahil çoğunluk Şubat depremleri yıldönümüne odaklandığından deprem haftasına özel etkinlikler genellikle kurum için gerçekleşti. Bende hatırlarsanız o hafta hem blogda hem de LinkedIn ve sosyal medya hesaplarımda pek çok röportaj ve bilgilendirme yayınladım.
Bu yıl Deprem Haftası etkinliği olarak sizler için kararın alındığı 1988 yılından itibaren bir kronoloji hazırladım.
1988–2026 arasındaki her yılın programını tek tek saymak mümkün değil Merkezî idare, yerel yönetimler ve sigorta sektöründe sahada görülenler özetle şöyle:
Okullarda Okul içi afiş–kompozisyon–sınıf sunumu-tahliye tatbikatı ve afet farkındalık eğitimleri (MEB genelgeleri).
AFAD ve bağlı yapılarla birlikte yürütülen arama-kurtarma/tatbikat iletişimi (faaliyet
raporlarında Deprem Haftası kapsamında tatbikat ve medya iletişimi örnekleri).
Paydaş genişlemesi: Kızılay/Genç Kızılay, üniversiteler, odalar–belediyeler–acenteler gibi yerel ortaklıkların artması; sigorta tarafında Deprem Haftası mesajlarının daha çok görülür olması- Sigortalılık bilincini artırmaya dönük kampanyalar (DASK mobil tır, VR deneyimi, ödüllü farkındalık etkinlikleri vb.).
Aslında aklımdaki soru “Mevzuat mı travmayı takip etmiş, yoksa risk mi yönetilmiş?” 1988’den bugüne kamu eliyle çıkarılan ana deprem/afet mevzuatını ve büyük depremlerle kronolojik olarak yan yana koyduğumuzda “ne değişmiş, ne değişmemiş” net bir sonuç var.

Bu kronoloji, Türkiye’de deprem mevzuatının üç ana eksende geliştiğini gösteriyor:
1-Teknik düzenlemeler: 1998 → 2007 → 2018 deprem yönetmelikleri
2-Kurumsal ve hukuki çerçeve: 7269 Afet Kanunu → AFAD Kanunu → Yapı Denetimi → Kentsel Dönüşüm
3- Riskin Transfer edilmesi : DASK’ın kurulması → 6305 Afet Sigortaları Kanunu
Aynı zaman aralığında yaşadığımız büyük depremleri hatırlayalım.
1992 Erzincan - 1999 Gölcük – Düzce- 2003 Bingöl -2011 Van - 2020 Elazığ- 2020 İzmir
2023 Kahramanmaraş
Tüm bunları yan yana koyunca Türkiye’de afet politikasının çoğu zaman riski değil, yaşanan travmayı takip ettiğini , her büyük depremden sonra yeni bir düzenleme geldiğini ama deprem olmadan önce risk yönetiminin eksikliğini önleyici değil reaktif bir refleksi görüyoruz.
• 1999 → DASK, yapı denetimi
• 2011 → AFAD güçlendirme
• 2023 → Afet Sigortaları, kentsel dönüşüm hız söylemi
Halbuki yönetmelikler teknik olarak gelişmiş olmasına rağmen uygulama ve denetim zayıflıkları dikkat çekiyor ve aynı yönetmelik altında binalar farklı performans gösteriyor. 6 Şubat Depremleri sonrası küresel reasürans piyasasının en çok sorguladığı durum buydu.
Tüm bunlardan yola çıkarak deprem ve ilgili mevzuatlar sanki riski yönetmekten çok her büyük depremden güncellenmiş gibi. Mevcutta içeriği oldukça güçlü "bina yönetmeliklerinde uygulama ve denetimin gereken seviyede olması sonucu nasıl etkilerdi ?"sorusuna somut örnek; 6 Şubat Depremlerinde ayakta kalan Kahramanmaraş TMMOB binası, hepimizin hafızasına kazınan o büyük yıkımın tam ortasında dimdik duran bir ispat. Etrafındaki tarifsiz kayıpları, acıyı, yıkımı düşündükçe; camı bile çatlamamış bir yapının varlığı insanın içini hem burkuyor hem de sarsıcı bir gerçeği yüzümüze vuruyor.

53.000 canımızı yitirdiğimiz, milyarlarca dolarlık ekonomik kaybın yaşandığı bir felaketin içinde, “dayanıklı yapı”nın ne demek olduğunu en çıplak hâliyle gösteren bir örnek…
Ve aslında hepimizin içinden yükselen aynı cümle var:
İşte bu! Biz bunu istiyoruz.
Afet yönetimi hala Afet risk yönetimi ne dönüşmedi. Müdahale, arama-kurtarma ilerledi ancak önleyici şehir planlaması, mikro-bölgeleme, bina envanterinde hâlâ eksiklikler var.
Deprem kuşağındaki ülkemiz riski transfer etmede geç kaldı, mevcut sigortalarda hala gelişime ve yaygınlaşmaya ihtiyaç var - gerçek şu ZDS Kapsam ve tazminat limiti olarak sınırlı , İş durması, kira, altyapı, ticari kayıp büyük ölçüde hala sigortasız ve Deprem hâlâ “bütçe riski”.
2023’ten sonra Türkiye’de deprem algısı belirgin biçimde değişti ama sistemin derin yapısı aynı hızla dönüşmedi. Toplumsal farkındalık hiç olmadığı kadar arttı; deprem artık “uzak bir ihtimal” değil, hayatın merkezinde bir gerçeklik.
AFAD’ın kapasitesi ve koordinasyon tecrübesi gelişti, Afet Sigortaları Kanunu ile bir niyet beyanı ortaya kondu, kentsel dönüşüm söylemi hızlandı. Ancak tüm bunlar daha çok niyet ve söylem düzeyinde kaldı.
Asıl kritik alanlarda ise tablo değişmedi: Hâlâ hangi binanın ne kadar riskli olduğu bilinmiyor. Sigorta sistemi hâlâ yapının merkezinde değil; ZDS var ama sınırlı , ticari kayıpların büyük bölümü açıkta.

Mevzuat üretimi denetim hızını geçti; kanun çok, uygulama zayıf. Afet hâlâ kamu bütçesiyle çözülmeye çalışılan bir sorun; risk transferi yerine bağış, kredi ve borç mekanizmaları devreye giriyor.
Özetle 2023’ten sonra da Türkiye’nin deprem algısı değişti ama deprem riskinin finansal mimarisi değişmedi.
Deprem oluyor-Kanun çıkıyor- Kayıp sigortalanmıyor.
Deprem, artık bir “doğal afet” olarak değil, doğru yönetilmediğinde hızla ekonomik bir riske dönüşen bir durum hâline geliyor; sigorta sistemi bu yapıya entegre edilmediği sürece ne gerçek bir dayanıklılık kurulabiliyor, ne sürdürülebilirlik sağlanabiliyor, ne de yeniden inşa süreçleri kısır döngüden çıkıp kalıcı bir iyileşmeye dönüşebiliyor.
Ülke olarak hâlâ sistemli risk yönetimini bekliyoruz. Ama asıl acı olan yeni bir deprem olmadan bu konuların hızlanmaması.
Her ne kadar DASK- ZDS olsa da tazminat sınırlı ve enflasyon karşısında eriyor. Teminat kısmı reasüransla desteklenebilir, daha da önemli olan yaygınlaşması.
Bugünkü sistem geliri ve düzenli nakit akışı olanların primlerini ödeyeceğini varsayarak riski hala bireysel sorumluluk olarak tanımlıyor. Ama deprem gibi toplumsal risklerde bu varsayım çalışmıyor. Deprem bireysel değil, kolektif bir risktir bu yüzden finansmanı da kolektif olmalıdır.
İnsanlar sigorta yaptırmıyor ya da yaptırmak istediği halde ödeyemiyorsa, onları sigortasız bırakmak değil, sigortayı yeniden tasarlamak gerekir. Elektrik / su faturası içine gömülü veya emlak vergisine entegre veya kira kontratına ekleyerek, taksitler halinde ödeme kolaylığı ve prime belirli bir oranda katılım ile her büyük deprem sonrası milyarlarca doları bulan ve ekonomik ağırlığı yıllarca taşınan kamu harcamaları azaltılabilir.
Burada devletin primlere katkıda bulunmasını sadece teşvik değil, aynı zamanda risk azaltım yatırımı olarak görüyorum. DASK prim katkısı bir sosyal yardım değil, kamu maliyesi için en uygun maliyetli sigortadır. Artık bunu devreye almak zorundayız. Devlet için de önceden sübvanse edilmiş sigorta öngörülebilir ve ölçülmüş, deprem sonrası bütçe ise kontrolsüz
Sigorta pahalı değil, sigortasızlık pahalı.
Bakın; %90 koruma açığının olduğu Beklenen Marmara depreminde 200.000 Konutun zarar gördüğü yüksek senaryoda kamunun sadece binaların yeniden yapımı için harcamaları milyarlarca doları buluyor. Buna altyapı (yol, köprü, su, elektrik, doğalgaz), geçici barınma (konteyner, kira yardımı), sosyal destekler, kamu binaları, iş gücü ve vergi kaybı, sağlık ve eğitim kesintileri gibi daha da sayabileceklerimiz dahil değil.
1-7 Mart Deprem Haftası'nda bilinç ve farkındalığı artırmak için yapılan etkinlikleri ve paylaşımları izliyorum. Tümünde başarılar, verimli sonuçlar ve artan farkındalık diliyorum.
Bıkmadan, her fırsatta, her yerde konuşmaya devam.
Güvende kalın.
#6subat #deprem #devlet #tesvik #DASK #ZDS #riskyonetimi #farkindalik #toplum #dayaniklilik #protectiongap #marmara #istanbul #afet #sigorta #mevzuat #yapidenetim
Blog arama kutusuna "deprem" yazarak tarifeden mevzuata depremle ilgili tüm blog yazılarına hemen ulaşabilirsiniz.



Yorumlar