top of page

Savaş Bitmiyor, Bitmiyor, Off! – II Savaşın Sigortalanan ve Sigortalanmayan Faturası

11 saat önce
9 dakikada okunur

İlk yazıda Petroline saldırısından başlayarak savaşın ekonomik coğrafyasını takip ettik. Hürmüz’den Kızıldeniz’e, petrolden gübreye, helyumdan yarı iletkenlere, havacılıktan tarıma kadar uzanan zincirin sonunda aynı yere çıkmıştık: Alternatifi olan kazanıyor.



Aradan geçen birkaç günde Petroline’daki hasarın tam boyutu ve hattın ne zaman yeniden devreye alınacağı hâlâ açıklanmış değil. Yaklaşık 1.200 kilometrelik hattın ulaştığı Yanbu, Hürmüz’deki aksama nedeniyle Suudi petrolünün dünya pazarına çıkışındaki en kritik alternatiflerden biri haline gelmiş durumda. Son altı ayda hat üzerinden günde yaklaşık 4–5 milyon varil, yani küresel petrol arzının yaklaşık %4–5’i taşınıyordu.


13 Eylül tarihli Reuters’ın petrol alıcıları ve trader’lara dayandırdığı, hattın birkaç gün içinde yeniden çalışmadığı takdirde Yanbu’daki ihracat stoklarının tükenmeye başlayabileceği haberi riski somutlaştırdı. Haberde limandaki mevcut stokların yalnızca 5–7 günlük ihracatı karşılayabileceği ve küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün risk altına girebileceği belirtiliyor. Hasarın onarımı için verilen tahminler ise birkaç günden beş-altı haftaya kadar değişiyor.


Dolayısıyla mesele boru hattındaki fiziksel hasarın büyüklüğü değil, Hürmüz’e alternatif en önemli çıkış yollarından birinin ne kadar süreyle ve hangi kapasitede kullanılabileceği.


İlk yazıda alternatif petrol üreticilerini, enerji koridorlarını, limanları, tedarikçileri ve taşıma yollarını konuştuk. Ama alternatifler arasında henüz yeterince konuşmadığımız çok önemli bir tanesi daha var:

Sigorta ve reasürans kapasitesi.

Çünkü petrolü başka bir boru hattından geçirebilir, gemiyi başka bir rotaya yönlendirebilir, hammaddenizi başka bir ülkeden satın alabilirsiniz. Peki bütün bu riskleri taşıyacak sigorta kapasitesini bulamazsanız ne olacak?


Sigorta Bu Resmin Neresinde?

Hemen nakliyat sigortalarına bakalım. Hürmüz geçişlerinde savaş riski fiyatları bazı piyasa kaynaklarına göre gemi değerinin %7,5–12,5’i seviyelerine kadar çıkarken, bazı sigortacılar verdikleri kapasiteyi azaltıyor. Nakliyat sigortası ve savaş riski maliyetleri taşımaların ekonomisini ciddi biçimde değiştirirken sorun sadece sigorta maliyeti değil; bazı gemi sahipleri bölgeye girmek istemiyor, yükler daha uzun rotalara yöneliyor ve verimli taşıma kapasitesi azalıyor.


İngilizcede bunu oldukça iyi anlatan bir ifade var: “Scarce insurance capacity becomes expensive capital.” Sigorta kapasitesi kıtlaştıkça, risk taşıyabilecek sermayenin fiyatı yükseliyor.


Özel piyasa kapasitesinin daraldığı veya fiyatın ekonomik olarak taşınamayacak seviyelere çıktığı yerde captive yapılar, devlet destekli havuzlar ve alternatif risk transfer mekanizmaları daha stratejik hale geliyor. Çünkü risk ortadan kalkmıyor; yalnızca onu kimin bilançosunda ve hangi bedelle taşıyacağı değişiyor.


Suudi Arabistan’ın tam da bu ortamda Saudi Re liderliğinde savaş riskleri için bir sigorta havuzu kurması tesadüf değil. Havuz nakliyat ve gövde ile birlikte uygunluk şartlarına bağlı olarak deniz, kara ve hava kargo, tekne, kiracı sorumluluğu (charterers’ liability) ve P&I teminatlarına kadar genişleyebilecek. Havuzun amacı hasar ödemenin yanında yüksek risk dönemlerinde sigorta kapasitesinin bulunabilirliğini ve ticaretin devamlılığını sağlamak.


Hasar tarafında da rakamlar büyüyor. Güncel piyasa tahminleri Ortadoğu çatışmasından kaynaklanan nakliyat savaş hasarlarını 500 milyon–1 milyar dolar, politik şiddet ve terörizm hasarlarıyla birlikte toplam kaybı ise yaklaşık 2,5–3,5 milyar dolar bandında değerlendiriyor.


Nakliyat savaş, politik şiddet, terörizm, politik risk ve özel reasürans gibi alanlarda kapasite ticaretin ve yatırımın devam edebilmesini sağlayan ama gitgide daralan bir finansal kaynak haline gelebilir.


Artık “sigorta pahalı mı?” sorusunun da ötesinde “Sigorta bulunabiliyor mu?” sorusu öne çıkıyor. Çünkü kapasite yoksa bazen milyarlarca dolarlık geminin, fabrikanın veya yatırımın karşısındaki temel sorun sigorta primi değil, o riski alabilecek sermayenin bulunamaması oluyor.


Aslında sektör bu riskin yalnız nakliyat sigortasında kalmayacağını daha önce de görmüştü. Howden Re, Mart ayında Hürmüz’deki kesintiyi yalnızca bir deniz savaş problemi olarak değil; enerji, politik şiddet, havacılık, ticari alacak ve makroekonomik etkileri birlikte yaratabilecek bir reasürans stres testi olarak tanımlamıştı.


Bugün ortaya çıkan tablo tam da bunu gösteriyor. Bir noktadaki jeopolitik olay farklı sigorta branşlarına birbirinden bağımsız hasarlar gibi ulaşmıyor; aynı ekonomik zincirin farklı noktalarından giriyor. İlk yazıdaki domino etkisinin sigorta bilançosundaki karşılığı da bu olabilir.

Tam da bu nedenle şimdi Monte Carlo’ya dönmek gerekiyor.


Monte Carlo; Daha Geçen Hafta Ne Konuşuyordu?

Hikâyenin ironik tarafı da burada. Reasürans dünyasının yıllık büyük buluşması Rendez-Vous de Septembre birkaç gün önce Monte Carlo’da yapıldı ve piyasanın havası hiç de kötü değildi.


Reasürans sermayesi güçlü, alternatif sermaye bol, birkaç yıl önce doğal afet risklerinde yaşanan sert piyasa koşulları gevşiyor, sabit kıymet tarafında kapasite artıyor ve rekabet fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyordu.


Financial Times’ın aktardığı küresel mal ve sorumluluk (P&C) sigortacılarında hasar ödemelerinin primlere oranının son yirmi yılın en düşük seviyelerine gerilediği, güçlü teknik sonuçlar, sermayenin varlığı, yüksek kârlılık ve rekabetin kızıştığı haberleri dikkat çekiyordu.

Aslında reasürans piyasasının o tanıdık döngüsü yeniden çalışmaya başlamıştı:

“Paramız var. Kapasitemiz var. Yazarız.”



Fakat Monte Carlo’da herkes aynı rahatlıkta değildi. NewRe CEO’su sermaye bolluğunun olduğundan fazla önemsenmemesi gerektiğini söylerken, Munich Re risklerin giderek daha küresel ve kırılgan hale geldiğine, Swiss Re ise daha karmaşık ve birbirine bağlı risklere dikkat çekiyordu.


Ve birkaç gün sonra Petroline vuruldu.

Monte Carlo’da konuşulan bol sermaye ile gerçek dünyanın birbirine bağlı jeopolitik riskleri bir anda aynı resmin içine girince soru biraz değişiyor:


Gerçekten mesele “paramız var, öderiz” kadar kolay mı?

Çünkü reasürans açısından sermayenin var olması ile o sermayenin belirli bir riski taşımaya istekli olması aynı şey değil.


Reasürans Piyasası Şimdi Ne Yapabilir?

Petroline saldırısı, yarın sabah bütün reasürans fiyatlarının artacağı anlamına gelmez. Savaş (war) ve terörizm (terrorism) riskleri zaten pek çok standart trete reasürans programında kapsam dışı veya ciddi biçimde sınırlandırılıyor. Üstelik küresel sabit kıymet ve doğal afet reasüransında güçlü sermaye ve yüksek kapasite devam ettiği sürece bazı alanlarda rekabet devam edebilir.


Daha olası görünen iki farklı hızda hareket eden bir reasürans piyasası ve piyasanın iki tarafındaki gelişmeler bunu destekliyor.


Bir tarafta doğal afet ve sabit kıymet kapasitesi güçlü, reasürörlerin sermaye pozisyonları iyi, ILS (Insurance-Linked Securities – sigorta bağlantılı menkul kıymetler) sermayesi yüksek ve rekabet devam ediyor. Sermaye güçlü, kapasite artıyor, rekabet yükseliyor ve bu tarafta piyasanın yumuşaması, yani softening, sürebilir.


Diğer tarafta ise Marine War, Political Violence, Energy, Aviation War, Cargo War, Political Risk ve bazı büyük endüstriyel ihtiyari (facultative) risklerde çok farklı bir tablo oluşuyor.

Marsh Re’nin son değerlendirmesine göre, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ayrı bir sigorta sınıfı olarak gelişen savaş, terörizm ve politik şiddet (War, Terrorism & Political Violence – WTPV) piyasası, kuruluşundan bu yana ilk kez zarar yazacağı bir yıla doğru gidiyor. Ortadoğu kaynaklı hasarların 2 milyar doları aştığı tahmin edilirken, bu piyasanın yıllık brüt prim hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolar seviyesinde.


Bu önemli.

Çünkü bir tarafta sermaye bolluğu kapasiteyi ve rekabeti artırırken, diğer tarafta savaş ve politik şiddet hasarları kümülasyonu büyütüyor; reasürörlerin kapasite iştahını azaltıp fiyat ve şartlar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor.



Üstelik değişiklik yalnız fiyatla sınırlı kalmayabilir. Reasürörlerin kümülasyon iştahı (accumulation appetite) öne çıkacak. Bir reasürör daha yüksek prim alma imkânı olsa bile belirli bir coğrafyada veya risk grubunda daha fazla kapasite vermek istemeyebilir. Çünkü günün sonunda sorun yalnızca riskin fiyatını doğru belirlemek değil; aynı olayın birbirinden bağımsız göründüğünü düşündüğümüz kaç farklı poliçeyi aynı anda vurabileceğini hesaplamak.

Petroline’ın sigorta ve reasürans piyasasına yeniden hatırlattığı mesele tam olarak bu.


Sigorta ve Risk Yönetiminin Ajandasında Ne Vardı, Şimdi Neye Evriliyor?


Monte Carlo’ya giderken sektörün ajandasında iklim değişikliği, ikincil afet riskleri, orman yangınları, sel, siber riskler, yapay zekâ, veri merkezi kümülasyonları, yenilenebilir enerji, doğal afet modellemeleri, sosyal enflasyon, sorumluluk rezervleri ve tedarik zinciri dayanıklılığı vardı.

Bütün bunların üzerine giderek yerleşen ise jeopolitik riskler.

Jeopolitik artık underwriting’in merkezinde.


Bu değişim şirketlerin risk yönetiminde sorduğu soruları da değiştiriyor. Eskiden “En büyük tedarikçi kim?” diye sorarken artık “O tedarikçiye hangi kritik geçiş noktası üzerinden ulaşıyoruz?” sorusunu da sormak gerekiyor.

“Alternatif tedarikçimiz var mı?” sorusu da artık tek başına yeterli değil. Alternatif tedarikçi aynı jeopolitik risk kümesinde mi?


Sigorta tarafında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Eskiden “Kâr Kaybı (BI) limiti yeterli mi?” sorusuna odaklanırken bugün “Tesiste fiziksel bir hasar olmadığı halde üretim durursa ne olacak?” sorusu giderek daha önemli hale geliyor.



Bir boru hattının kapanması, limanın kullanılamaması, kritik hammaddenin ulaşmaması veya hava sahasının kapanması fabrikanıza hiçbir fiziksel zarar vermeden milyonlarca dolarlık ekonomik kayıp yaratabilir.


Marine cargo tarafında da artık yalnızca “Nakliyat poliçemiz var” demek yeterli değil. İlk yazıda belirttiğim gibi savaş istisnası (war exclusion), yüksek riskli bölgeler (listed areas), yedi günlük iptal hükümleri (seven-day cancellation), yaptırım klozları (sanctions clauses), rota değişikliği (deviation), gecikme (delay), erişimin engellenmesi (denial of access), üçüncü tarafa veya tedarik zincirine bağlı iş durması (Contingent Business Interruption – CBI) ve gemi, yük, sahiplik veya ticari işlemin yaptırım uygulanan ya da hedef alınan taraflarla bağlantısı (nexus) artık aynı risk değerlendirmesinin parçaları.


Dolayısıyla risk yönetiminin fabrikanın sprinkler sistemi, yangın pompaları veya makine bakım programı gibi başlıkları aştı.


Asıl mesele, tesisin çalışmaya devam edebilmesi için dünyanın hangi noktalarının çalışmaya devam etmesi gerektiğini bilmek.

Hangi limana, hangi boğaza, hangi boru hattına, hangi tedarikçiye, hangi enerji kaynağına ve hangi lojistik koridora bağımlısınız?

Bence risk yönetiminin 2026’daki en önemli dönüşümlerinden biri burada: Risk artık yalnız sahip olduğumuz varlıklarda değil, o varlıkların çalışabilmesi için bağımlı olduğumuz sistemlerde.


Türkiye Sigorta Piyasasına Bunun Faturası Nasıl Gelir?

Türkiye’de sigorta primleri üzerinde iki ayrı baskı oluşabilir. Birincisi reasürans kapasitesinin maliyeti ve koşulları. İkincisi ve belki daha önemlisi hasar maliyeti enflasyonu (claims inflation).


İlk etapta sigorta pahalılaşacak diyemeyiz. Asıl etki biraz gecikmeli olarak kasko, trafik ve sağlık sigortalarında hasar maliyetleri üzerinden gelebilir. Sigortacı reasüransını aynı fiyatla yenileyebilse bile geçen yıl 10 milyon dolara yerine koyduğu bir makineyi bugün 13 milyon dolara yerine koyuyorsa teknik fiyat ihtiyacı değişir. Kaskoda yedek parça ve servis maliyeti, sağlıkta ilaç ve medikal ekipman, nakliyatta yükün değeri ve taşıma maliyeti yükseliyorsa sigortacının taşıdığı risk de geçmiş yılın rakamlarıyla aynı değildir.


Enerji, navlun, ithal yedek parça ve petrokimyasal girdiler pahalandıkça araç onarım maliyetleri; döviz, ilaç, medikal malzeme ve ekipman maliyetleri yükseldikçe de sağlık hasarları artabilir. Yani savaş Türkiye sigorta piyasasına yalnız reasürans maliyetiyle değil, kasko ve trafikte daha pahalı hasar, sağlıkta daha yüksek medikal enflasyon olarak da ulaşabilir.

Savaşın Türkiye sigorta piyasasına asıl faturası daha büyük ve daha pahalı hasarlar olabilir.


Bir de Sigortalanmayan Fatura Var

Bütün bu olanlarda beni bir sigortacı olarak en fazla düşündüren yer burası.


Petroline’ın fiziksel hasarı, gemi, yük, uçak veya fabrika sigortalanabilir.


Peki gübre bulamadığı için verimi düşen çiftçinin zararı? Helyum tedarik edemediği için kapasitesini düşürmek zorunda kalan yarı iletken üreticisi? Üç katına çıkan navlun? Malını zamanında teslim edemeyen tedarikçi? Savaş nedeniyle yükselen uçak yakıtı maliyeti? Faiz arttığı için bilançosu bozulan şirket?

Ya da kendi tesisinde hiçbir fiziksel hasar olmadığı halde kritik hammaddesi gelmediği için üretim yapamayan fabrika?

Bunların önemli bir bölümü hâlâ klasik sigorta sisteminin dışında.


HASAR YOK ZARAR VAR

Ben buna “hasarsız zarar” diyorum. Bir işletmenin binası ayakta, makineleri sağlam, deposunda yangın yok; ama kritik hammadde gelmediği, enerji akışı kesildiği, liman kapandığı, hava sahası kullanılamadığı ya da tedarik zincirinin başka bir halkası koptuğu için üretim yapılamıyor ve ekonomik zarar oluşuyor. Modern ekonomide giderek büyüyen risk alanlarından biri tam olarak bu: fiziksel hasar olmadan ortaya çıkan ekonomik kayıp.


Modern ekonominin önemli risklerinden biri tam da burada ortaya çıkıyor. Fiziksel hasarın ekonomik sonuç içindeki payı küçülürken, bağımlılıklardan doğan ekonomik kayıplar büyüyor.

Bugünün şirketleri yalnız sahip oldukları bina ve makinelerle değil; enerjiye, lojistiğe, kritik hammaddelere, limanlara, veri altyapısına, finansmana ve dünyanın başka bir noktasındaki tedarikçiye olan bağımlılıklarıyla birlikte çalışıyor. Bu ağın herhangi bir halkası koptuğunda şirketin kendi varlıklarına hiçbir şey olmadan ciddi bir ekonomik zarar ortaya çıkabiliyor.


Petroline saldırısı bunun çok iyi bir örneği. Boru hattındaki fiziksel hasar birkaç noktadan ibaret olabilir; fakat olayın ekonomik ayak izi Suudi Arabistan’dan Çin’e, Avrupa’ya ve Türkiye’ye, tanker güvertesinden tarlaya, otomobil fabrikasından hastanenin MR cihazına kadar uzanabiliyor.


Sigorta sektörünün önündeki büyük soru da burada:

Fiziksel olarak hasar görmeyen ama ekonomik olarak zarar gören dünyayı nasıl sigortalayacağız?

Parametrik çözümlerden tedarik zinciri teminatlarına, üçüncü tarafa bağlı iş durmasından (CBI) politik risk ürünlerine ve alternatif risk transfer mekanizmalarına kadar yeni çözümler geliştiriliyor. Ancak ekonomik kaybın büyüklüğü ile bugün sigortalanabilen bölüm arasındaki boşluk hâlâ çok büyük.


İşte bu nedenle sigorta ekonominin kenarında duran bir maliyet kalemi değil; enerji akışının, ticaretin, kredinin, yatırımın, inşaatın, havacılığın ve deniz taşımacılığının çalışmasını mümkün kılan görünmez altyapılardan biri.


Sigorta ve reasürans kapasitesi bulunduğunda risk transfer edilebiliyor, yatırım finanse edilebiliyor, gemi sefere çıkabiliyor ve ekonomik faaliyet devam edebiliyor. Kapasite ortadan kalktığında ise sorun artık “sigorta primi ne kadar?” olmaktan çıkıyor.


Monte Carlo’da daha geçen hafta sermayenin bolluğu ve kapasitenin genişliği konuşuluyordu.

Şimdi o sermayenin önünde çok daha gerçek bir sınav var:

Mesele yalnız ne kadar sermaye olduğu değil, bu kadar bağlantılı, kümülatif ve jeopolitik risk karşısında o sermayenin ne kadarını gerçekten ortaya koymaya hazır olduğumuz.


Bütün bu olan biten aslında bize başka bir şeyi de gösteriyor. Dünya artık birbirine bu kadar bağlıyken güç savaşlarının kazananını bulmak giderek zorlaşıyor. Sınırları, nüfuz alanlarını, enerji yollarını yeniden çizebiliriz; ama bir yerde duran boru hattının etkisi başka bir kıtadaki fabrikaya, tarlaya, hastaneye, uçağa kadar ulaşıyorsa haritada kimin ne kazandığının da anlamı değişiyor.


Böyle zamanlarda Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü geliyor aklıma. Bugün bu sözün ekonomik karşılığını da daha iyi anlıyoruz: Birbirine bu kadar bağımlı bir dünyada barış yalnızca siyasi bir ideal değil, hayatın ve ekonominin sürdürülebilmesinin de şartı.


Haritaları yeniden düzenlemek, böyle böyle dünyayı hep birlikte biraz daha yaşanmaz hale getirmek yerine, keşke artık barışın nasıl tesis edileceğini konuşmaya başlasak.


Hepimiz biraz nefes alsak.


Savaş bitmiyor, bitmiyor…

Off.



Blog Yazıları





KAYNAKLAR / DAHA FAZLA OKUMA

Reuters – Oil prices continue surge, rising 3% amid Saudi pipeline outage after attackhttps://www.reuters.com/business/energy/oil-prices-jump-more-than-3-after-new-strikes-saudi-strait-hormuz-2026-09-13/

Reuters – Oil vessel transit costs through Hormuz escalated after Iran war, ENOC exec sayshttps://www.reuters.com/world/middle-east/oil-vessel-transit-costs-through-hormuz-escalated-after-iran-war-enoc-exec-says-2026-09-09/

The Insurer – Continued attacks and low traffic keep Hormuz rates around 10%https://www.theinsurer.com/ti/news/continued-attacks-and-low-traffic-keep-hormuz-rates-around-10-2026-08-18/

The Insurer – Saudi Re to lead Saudi Arabia marine war risk poolhttps://www.theinsurer.com/ti/news/saudi-re-to-lead-saudi-arabia-marine-war-risk-pool-2026-09-10/

Saudi Insurance Authority – Saudi Marine War Risk Insurance Poolhttps://www.ia.gov.sa/en/media-center/communication/9

Howden Re – Strait of Hormuz closure triggers (re)insurance sector stress test, with broader macro risks in focushttps://www.howdenre.com/news-insights/strait-hormuz-closure-triggers-reinsurance-sector-stress-test-broader-macro-risks-focus

Howden Re – Strait of Hormuz tensions deepen pressure on marine and specialty markets as reinsurers brace for prolonged volatilityhttps://www.howdenre.com/news-insights/strait-hormuz-tensions-deepen-pressure-marine-and-specialty-markets-reinsurers-brace-prolonged

Howden Re – 1 April renewals reflect continued softening, insulated from Middle East volatilityhttps://www.howdenre.com/news-insights/howden-re-1-april-renewals-reflect-continued-softening-insulated-middle-east-volatility

Howden Re – Political Violence, SRCC and Geopolitical Risk: View from the 1.1 Renewalhttps://www.howdenre.com/news-insights/political-violence-srcc-and-geopolitical-risk-howden-res-view-11-renewals

Financial Times – Insurers pile on risk as payouts fall to lowest level in 20 yearshttps://www.ft.com/content/a0e69cf2-c3d4-412b-b78b-a6171b7ed020

Financial Times – Lloyd’s of London faces £1.4bn losses in Gulf from US-Iran warhttps://www.ft.com/content/83bdebe3-8f65-44e2-81b7-ecf133ca2929

Hannover Re – Hannover Re sees profitable growth opportunities in an increasingly challenging market environmenthttps://www.hannover-re.com/en/news/2026/hannover-re-sees-profitable-growth-opportunities-in-an-increasingly-challenging-market-environment/

NewRe / Intelligent Insurer – Abundant capital should not be overestimated, says New Re chiefhttps://www.intelligentinsurer.com/monte-carlo-today/abundant-capital-should-not-be-overestimated-says-new-re-chief

Munich Re – Risks are becoming more global and more volatile – the value of reinsurance has never been more evident than it is todayhttps://www.munichre.com/en/company/media-relations/media-information-and-corporate-news/media-information/2026/media-information-2026-09-06.integratortemplatesecure.html

Munich Re – Rendez-Vous de Septembre 2026: Monte Carlo Media Conferencehttps://www.munichre.com/en/company/media-relations/monte-carlo-2026.html

Marsh Re / Reinsurance News – Abundant capital should be a wake-up call, not a victory laphttps://www.reinsurancene.ws/abundant-capital-should-be-a-wake-up-call-not-a-victory-lap-says-rousseau-marsh-re/

Yorumlar


bottom of page