SEZGİ Mİ? YAŞANMIŞLIK MI ? VERİ Mİ ? Havayı Okuyanlar- 1

Sezgi mi, yaşanmışlık mı, veri mi?
Çöldeki film platosunda çekimler devam ederken, yakın köylerde yaşayanlar da merakla gelip seti izliyorlarmış. Yaşlı bir kızılderili sabah çekimler başlamadan önce yönetmenin yanına gelmiş: “Bugün çekmeyin, yağmur yağacak.” demiş.
Gökyüzü açık. Ortada yağmura dair pek bir işaret yok. Yönetmen yaşlı adamı ciddiye almamış. Bir süre sonra hava kapanmış, bulutlar toplanmış, yağmur başlamış, çekim durmuş.
Ertesi gün yaşlı adam bu kez “Bugün kuvvetli rüzgâr olacak, ardından dolu gelir.” demiş.
“Dünü tutturdu öyle her zaman tutturamaz ” deyip devam etmişler çekime. Ama gerçekten de öyle bir fırtına ve dolu başlamış ki set malzemeleri zarar görmüş, çekimler aksamış, durduk yere bir sürü masraf çıkmış.
Bakmışlar ne derse çıkıyor, yaşlı adamı ciddiye almaya başlamışlar ve çekim öncesinde ilk iş yaşlı adama hava soruluyormuş. Günlerden bir gün yine sormuşlar: “Bugün hava nasıl?”
Yaşlı adam omuzlarını silkmiş.
“Bilmiyorum.”
Hayretler içinde kalmışlar. “Nasıl bilmiyorsun? Günlerdir hepsini bildin.”
Adam gayet sakin cevap vermiş:
“Radyo bozuldu.”
Bu hikayeyi oldum olası severim. Hikâyenin başında yaşlı adamın yılların tecrübesiyle havayı kokladığını, rüzgârın yönünden, bulutun renginden, belki toprağın kokusundan ne geleceğini anladığını düşünürken , bir anda karşımıza radyo çıkıyor. Yani sezgi sandığımız şeyin arkasında veri var.
Ama mesele günümüzde bundan biraz daha karışık.
Çünkü radyo da sonuçta bir yerlerden bilgi topluyor. Yaşlı adamın o bilgiyi ciddiye alması, doğru zamanda kullanması ve “bugün çekmeyin” diyecek kadar sonuçla ilişkilendirmesi başlı başına bir deneyim.
Peki öngörü dediğimiz şey nedir?
Sezgi mi? Yaşanmışlık mı? Veri mi?
Geçtiğimiz günlerde Sigortacı Kafası’nda Alkazar CEO’su Güven Fidan ile yaptığımız sohbet boyunca aklımda nedense hep bu yaşlı adam vardı.
Çünkü biz de havayı konuşuyorduk. Ama yarın yağmur yağıp yağmayacağını değil.
Yirmi, otuz, elli yıl sonra nasıl bir havanın içinde yaşayacağımızı.
Hava durumu başka, havanın hikâyesi başka
Öncelikle meteoroloji ile klimatoloji arasındaki farkla başlayayım. Meteoroloji bize günlük hava olaylarını anlatıyor. Yarın yağmur yağacak mı? Rüzgâr kaç kilometre hızla esecek? Sıcaklık kaç derece olacak?
Klimatoloji ise tek bir güne değil, uzun yıllara yayılan örüntüye bakıyor. İklim değişikliğinden söz ediyorsak da tek bir sıcak günü ya da tek bir şiddetli yağışı değil, uzun zaman dilimleri içerisindeki değişimi okumamız gerekiyor.
Bir bakıma meteoroloji bugünkü havayı, klimatoloji ise havanın hafızasını okuyor.
Geleceği modellemek dediğimiz şey, geçmişi bir kenara bırakıp bilinmeyene bakmak değil.
Tam tersine geçmişi yağışı, sıcaklığı, nemi, rüzgârı, topografyayı, uydu verilerini, meteoroloji istasyonlarını, gerçekleşmiş olayları çok daha ayrıntılı okuyabilmek, sonra da bütün bu bilgiyi kullanarak geleceğin olası senaryolarını oluşturmak.
Yani geleceğe giden yol, garip biçimde, geçmişten geçiyor.
30 kilometreden 1 kilometreye inince dünya değişiyor
Alkazar’ın yaptığı işi dinlerken ölçeğin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor
Dünyada bir bölgeye 30 kilometreye 30 kilometrelik karelerden baktığınızla, 1-3 kilometrelik çözünürlükle baktığınızda görünen bambaşka.
Mesela yaz mevsiminin gözdelerinden Kaş ile Fethiye haritada birbirine yakın, ama topografyası, rüzgâr rejimi, yağış davranışı aynı değil.
Yüksek çözünürlüklü modeller tam olarak bu nedenle önemli ve sigortacılık açısından hiç küçük bir ayrıntı değil. Çünkü sigortacı bir ülkeyi sigortalamıyor. Bir fabrikayı, enerji santralini, limanı, veri merkezini, depoyu, konutu sigortalıyor. Risk de sonunda bir koordinatta gerçekleşiyor.
Dolayısıyla “bu bölgede sel riski vardır” bilgisinden çok daha kıymetli soru; Tam olarak burada risk ne kadar? ve artık daha da önemlisi: Yirmi yıl sonra ne kadar olacak?
Geçmiş hasar artık tek başına yetmiyor
Sigortacılığın uzun yıllardır en güçlü veri kaynaklarından biri geçmiş hasar istatistikleri.
Nerede ne kadar hasar olmuş? Kaç kez olmuş?Ne büyüklükte olmuş?
Geleceğe ilişkin fiyatlama yapılırken bunlara bakılıyor. Fakat iklim değişikliği nedeniyle önemli bir sorun var.
Geçmiş, geleceğin aynısı olmayabilir.
Dün 100 yılda bir gerçekleştiği düşünülen bir olayın frekansı, şiddeti, yağışın dağılımı değişebilir. Dolu büyüklüğü değişebilir. Kuraklık süresi uzayabilir.
Dolayısıyla sigortacıların fiyatlamalarını yaparken “geçmişte ne oldu?” ile beraber “Bundan sonra ne olabilir?” sorusunu da fiyatlamanın içine dahil etmeleri gerekiyor.
Alkazar iklim senaryolarında 2100 yılına kadar sıcaklık, yağış, nem ve rüzgâr gibi parametrelerin nasıl değişebileceği analiz edilebiliyor; buradan fiziksel risklerin gelecekteki seyri modellenebiliyor.
Model geleceğe de bakıyor, hasarın arkasına da
Güven Fidan la Sigortacı Kafası sohbetinden sonra tekrar bir araya geldik.
Bugün birkaç sigorta şirketiyle modellerini aktif olarak çalıştırıyorlar. İtalya’da özellikle güneş enerji santralleri için dolu ve yıldırım modellemeleri üzerinde çalışıyorlar.
Üstelik iş artık yalnızca “Burada gelecekte dolu riski ne kadar?” sorusuyla da sınırlı değil.
Bir sigorta şirketinin son dönemde güneş enerji santrallerinde kar ağırlığı nedeniyle artan hasarları üzerine istediği özel çalışma hasarların sebeplerine inen yaklaşımın güzel bir örneği.
Soru aslında oldukça basit .Gerçekten daha fazla kar yağdığı için mi daha çok hasar ödüyoruz?
Yoksa başka bir şey mi oluyor? Panellerin veya taşıyıcı sistemlerin tasarımında mı sorun var?
Mühendislik varsayımları mı yetersiz? Kurulum standardında mı problem var?
Ya da değişen iklim koşullarıyla tasarım kriterleri arasındaki mesafe mi açılıyor?

Bu artık sadece iklim modellemesi değil. Neredeyse bir forensic claim analysis —hasarın nedenini geriye doğru araştıran bir adli mühendislik çalışması ve aynı zamanda tasarımlardaki gelişim alanları için bir giriş kapısı.
İklim verisini, mühendislik bilgisini ve hasar deneyimini aynı masaya koyuyorsunuz.
Bence sigortacılığın geleceğinde önemli bir alan burası olacak. Bir hasarın ne kadar tuttuğunu bilmek başka şey. Neden oluştuğunu doğru anlamak başka.
Nedenini doğru anlayamazsanız gelecek yıl aynı riski doğru fiyatlayamaz, doğru önlemi öneremez, hatta doğru yatırımı tasarlayamazsınız.
Fabrikayı bugünün havasına mı, yaşayacağı havaya mı göre yapacağız?
Bugün bir fabrika kuruyorsunuz. Ekonomik ömrü belki 30 yıl. Bir liman yatırımı yapıyorsunuz.
50 yıl kullanılacak. Bir veri merkezi, enerji santrali ya da büyük altyapı yatırımı yapıyorsunuz.
Peki tasarımı hangi iklime göre yapıyorsunuz? Geçmiş 50 yılın ortalamasına mı? Yoksa o yatırımın gerçekten faaliyet göstereceği önümüzdeki 25-30 yılın koşullarına mı?
Mühendislik problemi tam burada başlıyor .Çünkü bu tek başına mühendislik kararı olmanın ötesinde banka için kredi, yatırımcı için yatırım, sigortacı için kapasite ve fiyatlama, reasürör için portföy, hatta belediyenin altyapı kararı.
Bir şehrin yağmur suyu drenaj sisteminde kullanacağınız borunun çapı bile sonuçta geleceğin yağış rejimi hakkında verdiğiniz bir karar.
Yanlış tahmin ettiğinizde mesele sadece “hava kötüydü” olmuyor.
Ekonomik kayıp ortaya çıkıyor.
Kasım ayında Antalya’nın ev sahipliği yapacağı COP31 de aslında tam olarak bu yüzden önemli. Dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelede ne yapacağını konuştuğu bu zirvelerde mesele artık yalnızca sıcaklık artışını sınırlamak değil; değişen iklime nasıl uyum sağlayacağımız da giderek daha fazla öne çıkıyor.
Şehirleri, altyapıyı ve yatırımları geleceğin iklimine nasıl hazırlayacağız? Bunun maliyetini kim karşılayacak, riskin ne kadarını devlet, şirketler, finans kuruluşları ve sigorta sektörü taşıyacak?
Bütün bu soruların öncesinde ise başka bir soru var:
Neye hazırlanıyoruz?
İklim modellemesi tam burada önem kazanıyor. Çünkü gelecekteki riski ölçmeden ne doğru yatırımı yapabiliriz ne de ne kadar finansman ve sigorta korumasına ihtiyaç duyacağımızı hesaplayabiliriz.
Ya hiç hasar yoksa?
Aşırı sıcaklık, kuraklık, buharlaşma, düşen iş gücü verimliliği veya değişen su seviyeleri fiziksel bir hasar yaratmadan bilançoyu etkileyebiliyor. İklim değişikliği bizi giderek daha fazla bu yeni risk alanıyla karşı karşıya bırakıyor.
Ben buna “hasarsız zarar” diyorum.
Haftaya da tam buradan devam edelim: Hiçbir şey kırılmadığı halde kaybedilen parayı kim, nasıl sigortalayacak?
Haftaya - Hasarsız Zarar: Hiçbir Şey Kırılmadı, Peki Bu Zararı Kim Ödeyecek?”
#İklimRiski #İklimModellemesi #RiskYönetimi #Sigorta #Reasürans #Underwriting #CatastropheModeling #ClimateRisk #RiskModeling #ClimateResilience #RiskEngineering #Insurance #Sürdürülebilirlik #Yatırım #Dirençlilik #COP31
Bağlantlar
Blog Yazıları
Kırmızı Kar da Yağar mı
Doğadan sağlı sollu kroşeler
Susuzluktan yanarken sele kapılmak
Küresel ısınma bir yalan mı
Orman yangınları- Wildfire





Yorumlar