BİR İŞ KAZASININ GERÇEK MALİYETİ
- Zeynep Turker

- 5 May
- 8 dakikada okunur

4–10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası.
Her yıl aynı cümleler kuruluyor:
“Önlem alalım, dikkat edelim…”
Ama veriler başka bir şey söylüyor
2023 de yazmaya başladığımda İşveren sorumluluk blogdaki ilk teknik yazımdı.
"İşveren Sorumluluk Sigortası" ve hemen ardından "İşveren Sorumluluk ve Risk Yönetimi" ni yayınlamıştım.
Çünkü bu sigortayı çok önemsiyorum. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası nedeniyle eski yazılardaki bilgilerin güncel durumunu kontrol etmek isterken karşılaştığım tablo çok kaygı verici.
Bir arpa boyu yol alamamışız.
1987'de ilan edilen İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleme, İSG kültürünü yayma ve farkındalık oluşturma amacıyla yürütülüyor. 2001’den sonra etkinlikler ulusal hafta/kongre formatına taşınmış.
Hafta içinde sadece sosyal medya paylaşımı değil; seminerler, konferanslar, eğitimler, yangın/acil durum tatbikatları, ilk yardım uygulamaları, risk analizi çalışmaları, okul/kurum içi farkındalık etkinlikleri, stantlar ve tematik programlar yapılıyor. 2025’te Bakanlık “İş’te Güvenli Gelecek” temasıyla istasyon ve stantların da olduğu iki günlük etkinlik düzenlemiş.
Ama yapılanlarla yaşananlar çok başka hikâyeler anlatıyor.
Afişler Değil, Kararlar Hayat Kurtarır
Türkiye’de her yıl yüzbinlerce iş kazası yaşanıyor. Binlerce çalışan hayatını kaybediyor. Bu kazaların büyük kısmı bilinmeyen risklerden değil bilindiği halde yönetilmeyen risklerden kaynaklanıyor.
Çabuk unutuyoruz. Basında büyük yankı bulan korkunç kazaları hatırlayalım.
· Mecidiyeköy’de şantiye asansörü düştü
· Gayrettepe’de bir gece kulübü tadilat sırasında yangınla ölüm tuzağına döndü
· Sakarya’da havai fişek fabrikası patladı
· Dilovası’nda küçük bir üretim alanında kadın ve çocuk işçiler hayatını kaybetti
· Tersanelerde yıllarca “normalleşmiş” ölümler yaşandı
· Hepimizin yüreklerini dağlayan Soma faciası ve artarda gelen maden kazaları
Bu olaylar farklı sektörlerde, farklı yıllarda yaşandı.
Ama ortak noktaları aynı: Risk bilinmiyordu değil. Yönetilmiyordu.
Madenleri ve inşaatları ayrı tutuyorum. Bu endüstriler oldukça yüksek riskli ve kazaların önemli çoğunluğunu oluşturuyor. Ama asıl daha düşük–orta riskli kabul edilen işlerde bile insanlar ölüyor. Eğer o kadar standarda rağmen hâlâ ölüm varsa, problem riskin kendisi değil, yönetimidir.
İstatistiklerle devam edelim.
Türkiye’de iş kazaları “istisna” değil, sistematik bir gerçek. Her 100 çalışandan 2–3’ü her yıl kaza geçiriyor. (ResearchGate)
Resmi ana kaynak 2007’den 2024’e kadar yayımlanmış SGK istatistik yıllıkları.
En çarpıcı güncel veri: 2024’te SGK verilerine göre 733.646 iş kazası kayda geçti; 1.897 çalışan iş kazaları sonucu hayatını kaybetti. Çalışma Bakanlığı’nın güvenli inşaat portalındaki 2024 inşaat istatistiği de toplam ölümlü kazalı sayısını 1.897, toplam iş kazalı sayısını 733.646 olarak gösteriyor.
2023’te ise SGK verilerine göre 681.401 iş kazası ve 1.966 ölüm var. İnşaat sektörü tek başına 2023’te iş kazalarının %12,1’ini, ölümlerin ise %28,1’ini oluşturmuş.
2017-2023 karşılaştırması da sert: 4/a kapsamındaki iş kazalı sayısı 359.653’ten 681.401’e, ölümlü iş kazası sayısı 1.633’ten 1.972’ye çıkmış görünüyor.
2024’te ~733.000 iş kazası, ~1.900 ölüm kayda geçmiş.
Bu tabloya göre risk azalmıyor. Sadece alışıyoruz.
Türkiye’de kayıt dışılık ve eksik bildirim nedeniyle gerçek oranların daha yüksek olabileceği de sıkça tartışılıyor.
Avrupa’da ölüm oranı ~1.6 / 100.000 çalışan seviyesindeyken (euronews), Türkiye bu ortalamanın 7-10 oranında . Yani korkunç. Hatta bazı akademik yayınlarda 10 kat olduğu belirtiliyor. (Üsküdar Üniversitesi)
3.6 ölüm / 100.000 çalışan oranı ile ABD, AB’den kötü ama veri kalitesi yüksek , kayıt sistemi güçlü ve yüksek riskli sektörler açıkça ölçülüyor
Büyük resme bakarsak (ILO) Dünyada her gün 7.900 insan ve yılda yaklaşık 3 milyon kişi iş kaynaklı nedenlerle ölüyor.

Küresel iş kaynaklı ölümlere baktığımızda %65’i Asya, %11.8’i Afrika iken Avrupa %11.7 ( Türkiye Avrupa içinde sayılıyor). Başlıca sebepler arasında ise düşük iş güvenliği standartları, yoğun emek gücü ve kayıt dışılık yer alıyor.
Aynı işi yapan bir çalışan için risk, bulunduğu ülkeye göre birkaç kat değişiyor. Bu fark kaderle açıklanamaz. Çünkü riskin kendisi değil, riskin yönetimi değişiyor.
Artışın nedeni ne?
İş kazalarındaki artışı tek bir nedene bağlamak mümkün değil. 2012’de yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile birlikte bildirim zorunluluğunun artması, idari yaptırımların devreye girmesi ve SGK’nın veri toplama disiplininin güçlenmesi, daha önce “görünmeyen” pek çok kazanın kayıt altına alınmasını sağladı. Bu nedenle artışın bir kısmı aslında gerçek bir sıçramadan ziyade görünürlük artışından kaynaklanıyor. Ancak tabloyu sadece bununla açıklamak mümkün değil.
Aynı dönemde inşaat ve sanayi faaliyetlerinin genişlemesi, büyük altyapı projeleri, kentsel dönüşüm ve üretim hacmindeki artış daha fazla çalışanı sahaya çekti; daha fazla saha, doğal olarak daha fazla kaza demek. Bununla birlikte iş gücü yapısındaki değişim—taşeronlaşma, geçici istihdam, düşük eğitim seviyesi ve göçmen iş gücünün artması—riskin yönetimini zorlaştırdı, denetimi zayıflattı ve risk algısını aşağı çekti.
Sahadaki “iş yetişsin, termin kaçmasın, maliyet artmasın” baskısı ise güvenliği çoğu zaman ikinci plana itti.
Ama tüm bu faktörlerin ötesinde daha kalıcı bir sorun var: kültür. Türkiye’de iş güvenliği hâlâ bir değer olarak değil, çoğu zaman bir zorunluluk olarak görülüyor; denetim varsa uygulanıyor, yoksa hızla terk ediliyor.
Eğer artış sadece kayıt sisteminden kaynaklansaydı, ölüm oranlarının düşmesi gerekirdi. Oysa düşmüyor. Kaza sayısını veriyle açıklayabilirsiniz. Ölüm oranını açıklayamazsınız. Yani sorun veri değil—sistem.
(Kaynak -SGK yıllıkları, ÇSGB/İSGGM sektör raporları, Eurostat karşılaştırmaları.)
Özetle gelişmiş ülkelerde bu oranlar düşük, gelişmekte olanlarda artıyor. Nedeni açık sanayileşme ve yatırım var ama risk yönetimi yok.
“Normal iş” diye bir şey yok
İş kazalarının büyük kısmı “güvensiz davranış” olarak sınıflandırılıyor (%79) . Ama bu sorunun çalışan olduğu anlamına gelmez. Tam tersine güvensiz davranış, yönetilemeyen sistemin sonucudur. Sahada başka bir gerçek daha var: çalışan kuralları bilmiyor değil, uygulamıyor. Çünkü çoğu işyerinde güvenlik bir öncelik değil, bir prosedür.
Ve prosedürler, kimse bakmadığında ilk terk edilen şeydir.
Kültür meselesi (asıl problem)
İşveren ekipman sağlamış, eğitim vermiş olsa ve prosedür mevcut olsa da çalışan hala bunlara uymuyorsa cevabı basit değil ama net. Güvenlik ekipmanı kullanılmıyorsa, bu çalışan hatası değil, sistem hatasıdır
risk algısı düşük
iş yetiştirme baskısı var
ustalık kültürü yanlış özgüven yaratıyor (usta kullanmazsa ekip de kullanmıyor)
denetim sürekliliği yok
İnsanlar kuralları bilmedikleri için değil, önemsemedikleri için ihlal eder. Sistem önemsemezse insanlar da önemsemez.
İş kazası, işyeri duvarlarıyla sınırlı değil.
Servisle taşımalar ve iş seyahatleri ile birlikte, pandemi sonrası hayatımıza giren ve artık iş hayatının doğal bir parçası haline gelen evden çalışma konusu da eklemeliyim.
İşveren çalışanı görmediği anda riski de görmediğini sanıyor.
Ama hukuk öyle düşünmüyor.
Yüksekten düşen işçi ile evde sandalyeden düşen çalışan arasında hukuki olarak düşündüğünüzden daha az fark var.
Bu kadar kaza yaşanırken, bu kadar dosya açılırken, sahada “önlem aldın mı, almadın mı” tartışması sürebilir; ancak hukuk açısından tablo nettir: sorumluluk tanımlıdır ve kusur varsa bedeli ödenir.
Üstelik bu sadece çalışana karşı değil, devlete karşı da bir sorumluluk. SGK sistemi önce ödemeyi yapar, ardından işverene rücu eder; yani maliyet tek katmanlı değildir, bir iş kazası çoğu zaman çalışan tazminatıyla başlar ve SGK’nın ikinci dalga talepleriyle büyür.
Yargı pratiğinde işverenin gözetim borcu geniş yorumlanır, “önlem alınmalıydı” standardı yüksektir ve kusur oranları çoğu zaman işveren aleyhine belirlenir. Bu nedenle iş kazası dosyalarının önemli bir bölümü işveren açısından ağır sonuçlar doğurur.
Bugün ölüm, sürekli iş göremezlik veya bakım ihtiyacı doğuran dosyalarda milyonlarca TL seviyesindeki tazminatlar artık istisna değildir; çünkü hesaplama bugünün değil, geleceğin maliyeti üzerinden yapılır.
Devlet cezasını hemen keser.
SGK rücu eder, mahkeme hükmeder, faiz işler ve süreç uzadıkça risk ortadan kalkmaz, büyür.
İşte tam bu noktada işveren sorumluluk sigortası devreye girer—ama ancak doğru kurgulanmış ve doğru limitlerle yapılandırılmışsa.
İŞVEREN SORUMLULUK SİGORTASI
İşveren sorumluluk sigortası; çalışanın veya hak sahiplerinin, SGK’nın sağladıklarının üstündeki ve dışındaki tazminat taleplerini ve SGK’nın işverene rücu ettiği tutarları, poliçede yazılı limitlerle sınırlı olarak karşılar.
İşverenler neden bu poliçeyi yaptırmalı?
1. Tek bir dosya şirketi zorlayabilir
2. SGK rücu eder
3. Dava süreci uzun (long tail)
4. Tazminatlar sürekli artıyor
5. İtibar kaybı geri dönmez
Belki de en önemlisi: Bu risk, gerçekleştiğinde yönetilemez ve çoğu zaman geri alınamaz.
Sigortacının sorumluluğu limit ile sınırlıdır. Limit bittiği anda risk tekrar işverene döner.
Bu poliçe işvereni korur ama "karar verdiği kapsam ve limit kadar korur"
Burada aracılara önemli bir rol düşüyor .
Bugün piyasada çok sayıda paket poliçe aynı limit, aynı teminat, aynı yapıda farklı işletmelere uygulanıyor. Halbuki risk farklı, faaliyet farklı, çalışan sayısı farklı ama poliçe kopyala yapıştır. Asıl kırılma noktası ise “Sahte güvenlik”. Bu poliçeyi yaptıran işveren kendini güvende sanıyor.
Poliçe var ama tasarım yok.
Kaç aracı bir işverenle oturup risk senaryosu çalışıyor, çalışan profiline bakıyor, verilere dayalı limit önerileri sunuyor? Gözlem ve tecrübelerimle cevabı az çok biliyorum ve çok rahatsız edici.
Limit bütçeye göre değil, en kötü senaryoya göre belirlenir. Bir işveren limite karar verirken kendine şu soruyu sormalı : “Aynı anda birden fazla çalışanı kaybedersem ne olur?”
Ben söyleyeyim, ciddi anlamda sarsılır hatta kimi batar ve biter.
Bugün risk algısı derin, tecrübeli aracılar saha ve pratik uygulamalarından aldıkları veriye dayalı ve faaliyete özel tasarımlarla limit ve kapsam önerirken, işveren sorumluluk en çok desteklenmesi ve bilgilendirilmesi gereken KOBİ ve SME poliçelerinde birkaç yüz bin TL limitlerde. Oysa ki limitler bugünün ücretiyle değil, yarının projeksiyonuyla belirlenmeli.
Bu kadar düşük bir limit zaten ilk hasarda erir biter, hatta yetmez. Tazminatlar şirketi finansal ve itibari olarak sarsabilir.
Peki, kazalar prosedürlere rağmen her yıl azalacağına artıyor, kültürel değişim henüz yeterli seviyeye ulaşmamış, tazminatlar milyonlarca liraları bulmuşken sigorta sektörü ne yapıyor ?
Burada iki pencere var- Riskin fiyatlanması ve sigortacının risk önleyici rolü
İlk pencere riskin fiyatlanması. Bu tablo sigorta açısından da kritik. Çünkü fiyatlar gevşerken risk azalmıyor, aksine artıyor.

Sektörün endüstri ve risk bazlı verisine göre değişen reaksiyonları olduğunu görüyoruz. Öncelikle bu risk "Long Tail" dediğimiz iş grubunda yani sigortacı düzenlediği her poliçe ile 10 yıl boyunca sorumluluk taşıyor. Hasar süreci uzun ve tazminatlar yüksek. Ama eğer bu büyük bir portföyün içinde bir branşsa işveren sorumluluk sigortası fiyatlaması teknikten uzaklaşan branşlar arasında yer alıyor. Rekabet teknik fiyatın önüne geçmiş durumda , underwriting disiplininde zayıflama görünüyor, İşveren hasar görünmediği için riski hafife alıyor limiti değil, primi soruyor,
İyi tasarlanmış işveren sorumluluk poliçelerinde hem limitler hem de kapsamın daha gelişmiş olduğunu ve sigortacının doğru uw ile riske uygun fiyatlama yaptığına şahit oluyoruz. Ama piyasadaki paket poliçelerde hem limitler düşük, hem de enflasyon ortamında işvereni korumuyor. Geçenlerde incelediğim bir işyeri paket poliçesinde (50 çalışanlı) limit 750.000 TL idi. Bu limit işvereni bu riske karşı hem de 10 yıl boyunca koruyabilir mi ?
Sigorta sonucu yönetir, riski ortadan kaldırmaz
İkinci pencere ise sigortacının risk önleyici fonksiyonu. Sigortacı sadece fiyat veren değil, risk yöneten aktör olabilir. Saha analizi, eğitim, veri takibi ve risk mühendisliği yaklaşımıyla poliçe bir başlangıç değil, sonuç olur. Bu konuda birkaçını paylaştığım çok başarılı dünya ve ülke uygulamaları var.
AXA: işverenler için iş kazası/iş dışı kaza önleme yaklaşımı ve davranış değişimi hedefleyen projelere yatırım yapıyor.
Allianz Türkiye / Allianz Teknik: yangın, inşaat, iş güvenliği dahil risk mühendisliği ve risk yönetimi hizmetleri veriyor.
Zurich Resilience Solutions: 1000 den fazla risk mühendisi, yılda 60.000 risk değerlendirmesiyle, inşaat risk yönetimi ve işyeri güvenliği hizmetleri veriyor.
Bu çalışmalar çoğu zaman poliçe öncesi risk değerlendirmesi ve hasar önleme önerileri seviyesinde kalıyor. Davranış değişimi, kültür dönüşümü ve sürekli izleme gibi daha ileri seviyedeki uygulamalar henüz yaygın değil. Burada daha alınacak yol var.
Yeni dünya: Kaza olmadan yakalamak
Hem işverenler hem de sigorta şirketleri tarafından değerlendirilmesi gereken , kazayı olmadan yakalamaya çalışan yapay zeka destekli genel teknoloji trendlerini de eklemeliyim. Bu sistemler çalışan davranışını izliyor, mesela baret yoksa uyarıyor, tehlikeli mesafeyi algılıyor, düşme riskini erken tespit ediyor.
Bu çalışmalar çoğu zaman poliçe öncesi risk değerlendirmesi ve hasar önleme önerileri seviyesinde kalıyor. Davranış değişimi, kültür dönüşümü ve sürekli izleme gibi daha ileri seviyedeki uygulamalar henüz yaygın değil. Burada daha alınacak yol var. Mega projelerde, kurumsal işlerde ve kamu yatırımlarında risk farkındalığı yüksek ama KOBİ ve küçük işletme tarafında aynı derinlikte risk yönetimi genellikle yok.
Unutmayın sigortacılar artık riski değil, davranışı fiyatlamaya başladırlar ve İyi bir risk yönetimi prim maliyetini değiştirir
Sorumluluk sadece hukuki değil, varoluşsal bir konu -insan hayatı, etik, hesap verebilirlik. İş kazaları çoğu zaman sayılarla konuşuluyor. Bir iş kazasının gerçek maliyeti ne poliçede yazan limit, ne de mahkemenin hükmettiği tazminattır.
Asıl maliyet görünmeyen.
Bir insan hayatını kaybettiğinde geride kalan bir aile vardır, yarım kalan bir hayat vardır, çocuklar vardır, yıllarca sürecek bir boşluk vardır.
Bir iş kazasında hayatını kaybetmek trajik ama bazı durumlarda hayatta kalmak, kaybetmekten daha ağır olabilir. Ömür boyu bakıma muhtaç bir insan, çalışamayan, üretemeyen bir birey sadece bir tazminat dosyası değildir.
Risk sektör seçmez.
Risk rol seçmez.
Risk unvan tanımaz.
Küçük kaza ya da önemsiz hasar yoktur. Bir insan için ya hayat devam eder ya da değişir. Arası yoktur.
İş güvenliği haftasında konuşulanların çoğu doğru. Ama eksik. Çünkü mesele sadece önlem almak değil, doğru soruları sormak.
Gerçek güvenlik limit belirlenirken, risk konuşulurken, ihlaller tolere edilmediğinde
başlar. Çünkü bazı riskler gerçekleştiğinde bu artık bir hasar değildir. geri dönüşü olmayan bir kayıptır.
Bu riski gerçekten taşıyabilir misiniz?
Cevap hayırsa,
Hiç test edilmesini beklemeyin, doğru kapsam ve gerçekçi limitlerle İşveren Sorumluluk Sigortasını mutlaka yaptırın.
#isguvenligi #iskazalari #riskyonetimi #yonetim #liderlik #kurumsalrisk #isverensorumlulugu #safetyculture #workplacesafety #businessresilience #onleyicisigortacilik #riskizleme #AI #isverensorumluluksigortasi
KAYNAKLAR
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) – İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası Bilgilendirme
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) – İş Kazası ve Meslek Hastalığı İstatistikleri (2023–2024)
U.S. Bureau of Labor Statistics (BLS) – Census of Fatal Occupational Injuries
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) – İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
Anadolu Sigorta – Risk Mühendisliği



Yorumlar