top of page

"EL NINO" - AFACAN AYNI AFACAN, AMA EV ÇOK DEĞİŞTİ

6 Eyl
9 dakikada okunur

Adı sevimli: El Niño.


El Niño binlerce yıldır var olan doğal bir okyanus-atmosfer olayı.


Peru ve Ekvador açıklarındaki balıkçılar, bazı yıllarda Noel döneminde kıyı sularının alışılmadık şekilde ısındığını ve alıştıkları balıkların ortadan kaybolduğunu fark etmişler. Bu sıcak su tam da yılın o döneminde ortaya çıktığı için ona İspanyolca “küçük oğlan” anlamına gelen El Niño adını vermişler.


Balıkçıların kendi aralarında koyduğu bu sevimli isim zamanla bilim dünyasının diline yerleşmiş. Bugün dünyanın dört bir yanında aynı doğa olayına hâlâ onların verdiği isimle sesleniyoruz: El Niño.


İsmi sevimli.

Gelin görün ki bu oğlan pek uslu değil.


Birkaç yılda bir Pasifik'in ortasında ve doğusunda deniz yüzeyi normalden fazla ısınıyor. Rüzgârların, yağışların, okyanus akıntılarının alışılmış düzeni değişmeye başlıyor.


Ancak Pasifik'te başlayan hikâye Pasifik'te kalmıyor.


Bir yerde yağmuru azaltırken, başka yerde artırıyor. Bir yere kuraklık, başka yere sel getiriyor. Tarımı, balıkçılığı, enerji üretimini, gıda fiyatlarını, lojistiği ve nihayetinde ekonomiyi etkiliyor.


Ve basında yer alan haberlere göre bu afacan yine iş başında. Bu sefer çok daha güçlü .

Dünya Meteoroloji Örgütü'nün 3 Eylül'de yayımladığı son değerlendirmeler, El Niño koşullarının önümüzdeki aylarda güçlenebileceğine işaret ediyor. Mevcut tahminler El Niño'nun 2027'nin ilk aylarına kadar devam etme olasılığının oldukça yüksek olduğunu gösterirken 2027'nin çok sıcak yıllardan biri olabileceğine ilişkin beklentiler de var.


Bu yazıyı hazırlama amacım ise şu :El Niño bilinen bir olay ve daha önce de yaşandı. Peki o zamandan bugüne dünya ne kadar değişti?


Bu çocuk daha önce neler yapmış?


Binlerce yıldır Pasifik'in doğal döngüsünün bir parçası olan El Nino defalarca yaşanmış. Ama dünyanın hafızasına kazınan en meşhur ziyaretlerinden biri 1982-83.


Dönemin en güçlü El Niño olaylarından biri olarak değerlendirilen bu ziyaretinde Ekvador ve Kuzey Peru'nun bazı bölgelerine altı ayda metrekare başına yaklaşık 2.500 litreye varan yağış düşmüş. Öyle ki çöl görünümlü alanlarda göller ve yeşil alanlar oluşurken dünyanın öteki tarafında, Endonezya ve Avustralya kuraklık ve büyük orman yangınlarıyla uğraşıyormuş. El Niño'nun yarattığı küresel ekonomik kaybın o günün parasıyla 8 milyar doların üzerinde olduğu belirtiliyor. O dönemde El Niño'nun doğrudan ekonomik kaybının 8 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanmış. Ancak bugün aynı olaya çok daha geniş bir pencereden bakılıyor. Yalnızca yıkılanı, yananı veya kaybolan ürünü değil, sonraki yıllara yayılan üretim ve gelir kaybını da hesaba katan yeni ekonomik modeller, 1982-83 El Niño'sunun küresel ekonomideki izini trilyon dolarlarla ölçüyor.


1997-98' ki o kadar güçlüymüş ki bu sefer bütün dünya tanımış El nino 'yu. Peru'da seller ve heyelanlar, Doğu Afrika'da aşırı yağış ve taşkınlar, Endonezya'da şiddetli kuraklık ve yangınlar görülmüş. Amazon havzası kurumuş, Meksika büyük yangınlarla mücadele ederken ABD'nin güneyi ve California çok yağışlı ve fırtınalı bir kış geçirmiş.


ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) değerlendirmesine göre 1997-98 El Niño'su tarımdan ormancılığa, balıkçılıktan ulaştırmaya, iletişimden elektrik üretimine ve halk sağlığına kadar pek çok alanı etkilemiş; on milyonlarca insan etkilenmiş.


2015-16'da yeniden geldiğinde bu kez hikâyenin boyutu artık yağış veya sıcaklıkla kalmamış.


Birleşmiş Milletler'e göre 2015-16 El Niño'sunun etkileri dünya çapında 60 milyondan fazla insanı etkilemiş, 23 ülkede ortaya çıkan insani ihtiyaçlar için yaklaşık 5 milyar dolarlık yardım çağrısı yapılmış.


Güney Afrika bölgesinde kuraklık ve büyük ürün kayıpları yaşanırken, Doğu Afrika'nın bazı bölgelerinde seller olmuş. Vietnam'da ise kuraklık pirinç tarlalarından meyve bahçelerine ve su ürünleri yetiştiriciliğine kadar üretimi vurmuş; öyle ki bazı kanallardaki su teknelerin hareket edemeyeceği kadar azalmış.


Yakın zamana, 2023-24'e geldiğimizde Pasifik'teki temel ölçüm bölgesinde sıcaklık anomalisi 2°C'ye ulaşmış. Bu kez Güney Afrika bölgesi yirmi yılın en ağır kuraklıklarından biriyle karşı karşıya kalmış, tahıl verimi son beş yıllık ortalamanın yüzde 16 altına düşmüş. Ama hikâye tarlada bitmiyor. Kariba Gölü'ndeki su seviyesi rekor düzeylere gerileyince hidroelektrik üretimi düşmüş, elektrik kesintileri başlamış. Enerji olmayınca madencilik ve sanayi üretimi etkilenmiş, ardından kaçınılmaz olarak ihracat.


Aynı El Niño'nun başka bir yüzünü ise Doğu Afrika görmüş. Kenya, Tanzanya ve Burundi aşırı yağış ve ölümcül sellerle mücadele etmiş.


Bir tarafta susuzluk, bir tarafta seller. Ama her iki tarafta da sonuç aynı yere çıkıyor:

Ekonomik kayıp.


Yani El Niño yalnızca meteorolojik bir olay değil. Bir noktadan sonra artık neyin iklim, neyin ekonomi olduğunu birbirinden ayırmak güç. Yağmur yağmıyor, ürün yetişmiyor bunun sonucu olarak çiftçinin geliri düşüyor ve gıda fiyatı yükseliyor. Su azalıyor bu da ulaşım aksatıyor ve Pasifik'teki birkaç derecelik sıcaklık farkı, binlerce kilometre ötede bir ailenin sofrasına kadar ulaşıyor.


Özetle okyanusta başlıyor ama bilançoda bitiyor.


1982'nin dünyasıyla 2027'nin dünyası aynı değil


1982'de dünya nüfusu yaklaşık 4,6 milyarken bugün 8 milyarın üzerinde. Şehirler büyüdü. Kıyı bölgelerinde yaşayan nüfus arttı. Limanların, enerji tesislerinin, fabrikaların, veri merkezlerinin, yolların ve konutların toplam ekonomik değeri katlandı.


Küresel ticareti durdurmak için illa savaş gerekmiyor


Hürmüz Boğazı'nı konuşurken mesele daha kolay anlaşılır aslında. Ülkeler birbirine diklenir. Tehditler havada uçuşur. Savaş çıkar. Bir gemi vurulur. Boğaz kapanır. Petrol geçemez. Fiyat yükselir.

Gürültülüdür. Sebep-sonuç ilişkisi de gözümüzün önündedir.


Ama 2023'te Panama Kanalı'nda yaşanan olay çok daha sessiz.

"Yağmur yağmadı."


Panama Kanalı deniz seviyesinde açılmış basit bir su yolu değil. Gemiler kilitler aracılığıyla deniz seviyesinden yaklaşık 26 metre yukarıdaki Gatún Gölü seviyesine çıkarılıyor, kanalın yüksek kesimini geçtikten sonra diğer tarafta yeniden deniz seviyesine indiriliyor. Üstelik bunu sağlayan su pompalanmıyor; Gatún Gölü'nden kilitlere yerçekimiyle akıyor. Geçişleri buradan izleyebilirsiniz


Yani kanalın çalışabilmesi için yalnızca yeterince derin bir su yolu değil, yeterli tatlı su da gerekiyor.


2023 yılı kayıtların başladığı 1950'den beri Panama Kanalı havzasının en kurak yılı olarak kayıtlara geçmiş. El Niño da yağış eksikliğini ağırlaştırmış. Göllerdeki su azalınca Panama Kanalı İdaresi gemilerin geçişini sınırlamak zorunda kalmış, günlük geçiş sayısı 36'dan 22'ye kadar düşmüş. Hatta bazı gemilerin yüklerini azaltmaları gerekmiş.


Uzayan bekleme süreleri nedeniyle geçiş hakkı öyle değerli hale gelmiş ki sıra beklememek için yapılan açık artırmalarda bir geçiş slotunun bedeli 4 milyon dolara kadar çıkmış.


Doğal olarak armatörler “Bekleyelim mi? Yükü azaltalım mı? Başka yoldan mı gidelim?” hesapları yapmaya başlamışlar.


Başka yoldan gitmenin de bir bedeli var. Örneğin ABD Körfezi'nden Asya'ya Panama yerine Ümit Burnu üzerinden yapılan bir yolculuk yaklaşık 12 gün daha uzun. Bu da on iki gün daha fazla yakıt, on iki gün daha fazla gemi zamanı, daha fazla mürettebat maliyeti, daha geç teslim edilen hammadde, daha uzun süre bağlı kalan işletme sermayesi ve aynı miktarda yükü taşımak için daha fazla gemi ihtiyacı demek.


2024'ün ilk iki ayında Panama Kanalı'ndan geçen ticaret hacmi bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 32 azalırken dünyanın diğer tarafında aynı anda Süveyş Kanalı jeopolitik nedenlerle sıkışmış.


Ülkeler birbirleriyle istedikleri kadar didişsin, anlaşsın, anlaşmasın.Panama'da pazarlık yapılacak kimse yok. Eksik olan su.

"Su yoksa yok." net!


Bugün küresel ticaretin karşı karşıya olduğu yeni risk dünyasını anlatan bir örnek Panama.Bir ticaret yolunu aksatmak için mutlaka savaş çıkması, bir füze atılması ya da bir geminin batması gerekmiyor. Bazen yeterince yağmur yağmaması yetiyor.


Pasifik bize gerçekten o kadar uzak mı?


Haritada bakınca öyle. "Peru nere Türkiye nere" diyeceksiniz.


“Anchoveta” ile başlayalım. Peru hamsisi de denen bu küçücük balık, Peru balıkçılığı ve ekonomisi için son derece önemli. Anchovetanın büyük bölümü ise sofraya değil, balık unu ve balık yağı üretimine gidiyor. Nitekim 2023-24 El Niño'sunda Peru'daki anchoveta avı yaklaşık yüzde 50 azalırken, küresel reel balık yağı fiyatı yüzde 112 yükselmiş.


Balık Peru'da azalıyor, etkisi dünya fiyatlarına yayılıyor.


Peru hamsisi soframıza girmiyor, balık üreticiliğindeki sıkışmayı hissedemiyoruz belki ama ya pirinç, mısır, ayçiçek yağı, kahve, kakao?



El Niño dünyanın önemli tarım bölgelerinde yağış ve sıcaklık düzenlerini değiştirdiğinde bu ürünlerin üretim miktarları ve dolayısıyla dünya fiyatları etkilenebiliyor. Asya'da pirincin, Güney Amerika'da mısırın, yağlı tohumların ya da kakao üreticisi bölgelerde ürünün başına gelen, bir süre sonra küresel emtia piyasasına yansıyor.


Sonra o fiyat ithalatçıya, üreticiye, yeme, gıda sanayisine ve en sonunda market rafına kadar geliyor ve en sonunda biz alıyoruz.


Üstelik Türkiye gibi kur hareketlerinin ithalat maliyetlerine hızla yansıyabildiği ve gıda enflasyonunun zaten yüksek olduğu bir ekonomide, küresel fiyat şokunun etkisi daha da görünür hale gelebiliyor.


Pasifik'teki sıcaklığı görmüyoruz. Oradaki yağmurun eksildiğini bilmiyoruz. Ama markette pirincin, yağın, çikolatanın fiyatına baktığımızda zincirin son halkasıyla karşılaşıyoruz.


Bir de tersinden bakalım. Pasifik'ten başlayan atmosferik değişimlerin ülkemize kadar ulaşabildiğini Karadeniz Bölgesi'ndeki yağışlar üzerinde El Niño'nun etkisini gösteren bilimsel çalışmalar var.


Karadeniz deyince akla gelen ilk ürün "fındık."


El Niño geldi, Türkiye'de fındık azalacak gibi doğrudan bir ilişki kurmak doğru değil. Ama fındığın sıcaklığa, yağışa ve özellikle bunların yılın hangi döneminde gerçekleştiğine hassas bir bitki.


Bir de Türkiye'nin fındıktaki yerini düşünün. Dünya fındık üretiminin büyük bölümünü Türkiye gerçekleştiriyor. Dolayısıyla Karadeniz'deki üretimi etkileyen ciddi bir hava olayı yalnızca bizim çiftçimizin meselesi olarak kalmaz. Fındık azalırsa veya pahalanırsa Türkiye'den dünyaya uzanan başka bir zinciri tetikler.


Karadeniz'deki fındık bahçesi → fındık tüccarı → ihracatçı → dünya gıda sanayisi → çikolata üreticisi → dünyanın başka bir ülkesindeki market rafı.


Bir de kahve var.


Yaklaşık 125 milyon insanın geçim kaynağı, yıllık 200 milyar doları aşan dev bir endüstri. Brezilya, Vietnam ve Endonezya gibi önemli üreticilerde yağış ve sıcaklık değiştiğinde yalnız mahsul değil; üreticiden ihracatçıya, kahve zincirlerinden kafelere kadar bütün ekonomi etkileniyor. Sabah elimizde tuttuğumuz bir fincan kahvenin hikâyesi bile aslında dünyanın öteki ucundaki yağmura bağlı.


Dünyanın bir ucunda olan bizim soframıza geliyor. Bizim bahçemizde olan da dünyanın öteki ucundaki sofraya gidiyor.


Artık “Peru nere, Türkiye nere?” diye düşünmek pek mümkün değil.


O balığı hayatımızda hiç görmemiş, Peru'ya hiç gitmemiş hatta yerinin nerede olduğu hakkında fikrimiz bile olmayabilir. Pasifik Okyanusu “oooo bize gelene kadar” diyeceğimiz kadar bize uzak görünebilir. Ama küresel ekonomi artık mesafeyle ölçülmüyor.


El Niño ile iklim değişikliğini birbirine karıştırmamak gerekiyor.


El Niño doğal bir iklim döngüsü. İklim değişikliğinin El Niño olaylarını daha sık veya daha güçlü hale getirdiğini söylemek için henüz yeterli kanıt bulunmuyor. Ancak daha sıcak bir okyanus ve atmosferin, El Niño ile ilişkili bazı aşırı hava olaylarının etkisini büyütebileceği belirtiliyor.


Hani kabaca benzetme yapmak istersek: Afacan oğlan eskiden de kibritle oynuyordu. Şimdi odadaki eşyalar daha kolay tutuşuyor.


2023'te doğal afetlerin dünyaya verdiği ekonomik zarar yaklaşık 280 milyar dolardı. Bunun yalnızca 108 milyar doları sigortalıydı. Yani ekonomik kaybın yaklaşık yüzde 60'ı sigorta sisteminin dışında kaldı.


Bu da bizi sigortacılar açısından çok daha önemli bir soruya getiriyor.


El Niño'nun sigortası var mı? Yok.

Ama sonuçlarının var. Sel, fırtına, yangın, kuraklık, ürün kaybı, iş durması, tedarik zinciri kesintisi, enerji üretim kaybı, emtia fiyatlarında oynaklık... Hepsi sonuç ve bu sonuçların sigortalanabilirliği aynı değil.


İklim risklerini konuşurken tek tek afetlerin nasıl sigortalanacağına odaklanıyoruz. Oysa bunların arkasındaki "birbirine bağlı ekonomik sistemi" daha çok konuşmalıyız.


Çünkü El Niño'nun gerçek bilançosu yalnızca kaç evin su altında kaldığı ya a nereyi çölleştirdiği değil. Bir ülkede tarım üretiminin düşmesi başka bir ülkede gıda fiyatını yükseltebiliyor. Bir hidroelektrik santralinin üretiminin azalması başka yerde enerji maliyetini artırabiliyor. Bir limanın kapanması, binlerce kilometre uzaktaki bir fabrikanın hammaddesiz kalmasına neden olabiliyor.


Bunların hepsi aynı hikâyenin parçaları.


Sigortacılar afacan oğlanı tanıyor


El Niño sigorta ve reasürans sektörü için yeni değil. 1997-98'de, 2015-16'da, 2023-24'te gördüler. Üstelik hasarlarını da ödediler.

Aslında sigortacı “El Niño hasarı” ödemiyor. Seli ödüyor. Fırtınayı ödüyor. Yangını ödüyor. Kuraklığı veya ürün kaybını ödüyor.


El Niño bütün bunların arkasında dünyanın risk haritasını değiştiren bir el gibi.

Reasürans dünyası açısından mesele artık Pasifik kıyılarına vuran bir etkinin sonuçlarının, dünyanın hiç beklenmedik bir yerinde hasar olarak karşısına çıkabilmesi.


Bir yerdeki kuraklık başka bir kıtada üretimi, bir yerdeki aşırı yağış küresel tedarik zincirini, bir su seviyesi değişikliği binlerce kilometre ötedeki şirketin bilançosunu etkileyebiliyor.


Riskin başladığı yer belli, nerede biteceği ise giderek daha belirsiz.


Panama'yı sigorta açısından bir kez daha düşünelim. Kanal yıkılmadı, gemiler hasar görmedi. Ama ticaret aksadı, maliyet arttı. Fiziksel hasar yoktu; ekonomik zarar vardı. Peki bunun ne kadarı sigortalıydı?


Görünen ki El Niño'nun sigorta sektörüne 2027'de soracağı en önemli soru da bu olacak.


Çünkü sektör doğal afet hasarlarını modellemeyi giderek daha iyi bilirken birbirine bu kadar bağımlı bir dünyada hasar görmeden zarar gören ekonomiyi sigortalamak çok daha zor. Tıpkı pandemide olduğu gibi.


Bir şey kırılmadan, yanmadan, yıkılmadan ortaya çıkan ekonomik kaybı nasıl yöneteceğiz?


Afacanın bu kez ne yapacağını kimse kesin olarak söyleyemez. El Niño bir hava durumu tahmini değil. Pasifik'in El Niño'nun izlendiği bazı bölgelerinde deniz yüzeyi sıcaklığı mevsim normallerinin 2 dereceden fazla üzerine çıkmış durumda. Yüzeyin altında da bazı bölgelerde normalin oldukça üzerinde sıcak su bulunuyor.



"İki derece nedir ki? diye düşünebilirsiniz. Ama burada hava sıcaklığının 24'ten 26 dereceye çıkmasından değil, Pasifik'in milyonlarca kilometrekarelik bölümünün normalden yaklaşık 2 derece daha sıcak olmasından söz ediyoruz. Bu devasa su kütlesi atmosfere daha fazla ısı ve nem aktarıyor; rüzgârların, yağışların ve atmosferik dolaşımın düzenini değiştirebiliyor. Bu, El Niño'nun kendi mekanizması.


Bilim insanlarının “teleconnection”, yani uzak bağlantı dediği mekanizma da tam olarak bu: Pasifik'teki sıcaklık değişimi, atmosfer aracılığıyla binlerce kilometre uzakta kuraklık, aşırı yağış veya sıcaklık olasılıklarını değiştirebiliyor. Yani mesele iki derecenin ne kadar büyük bir sistemi harekete geçirdiği.


Bunun üzerine iklim değişikliği nedeniyle uzun vadede ısınan bir dünya ve okyanuslar var. Yani El Niño yeni değil; fakat artık daha sıcak bir iklim sisteminin içinde gerçekleşiyor.


Geçenlerde karşıma çıkan bir haber bu yeni dünyayı neredeyse tek bir fotoğrafla anlatıyordu:

"İsviçre'de buzulların üzerine koyun yününden örtüler sermeye başlamışlar. "Buzulların erimesini yavaşlatmak için. (Keep It Wool Projesi)


El Niño buzulların uzun vadeli erimesinin nedeni değil elbette. Ama iki hikâye aynı noktada buluşuyor: İklim sistemi değişirken biz artık yalnızca nedenlerini değil, sonuçlarına nasıl uyum sağlayacağımızı da konuşuyoruz. Bir tarafta Pasifik'teki iki derecenin dünyanın hava sisteminde neleri değiştirebileceğini hesaplıyoruz. Diğer tarafta erimeyi biraz olsun yavaşlatabilmek için buzulların üzerine battaniye örtüyoruz.


Belki de içinde bulunduğumuz dönemi bundan daha iyi anlatan iki görüntü bulmak zor.


Geçmiş El Niño deneyimleri ve mevcut tahminler hangi risklere bakılması gerektiği konusunda fikir veriyor.


  • Güney Asya'da yağış azalırsa tarımsal üretim.

  • Avustralya'da kuraklık derinleşirse tahıl üretimi ve yangınlar.

  • Güney Amerika'nın bazı bölgelerinde aşırı yağış gelirse seller ve altyapı.

  • Su azalırsa hidroelektrik üretimi.


Bunların hiçbiri “2027'de mutlaka olacak” denemez elbette. El Niño'nun yaptığı, bazı hava olaylarının gerçekleşme ihtimalini ve coğrafi dağılımını değiştirmek. Ekonomik sonuç ise olayın nerede, ne şiddette gerçekleşeceğine ve karşısındaki ekonominin ne kadar kırılgan olduğuna bağlı.


2027'yi izlerken


El Niño iki ila yedi yılda bir görülüyor. Değişen El Nino değil. Değişen dünya.


Daha kalabalığız. Daha kentliyiz. Daha pahalı varlıklara sahibiz. Birbirimize ekonomik olarak hiç olmadığı kadar bağımlıyız.


Günlük koşturmacamızda bunların belki hiç farkında değiliz. Hem de hiç.

Panama'da su azalmış, Peru'da balık azalmış, Avustralya'da kuraklık olmuş...


Bana ne?” demek çok kolay.

Ta ki aynı parayla daha az şey alabildiğimizi fark edene kadar. O zaman mesele bir anda bizim meselemiz oluyor. Ekonomiyi, tarımı, enerjiyi, altyapıyı, stokları ve sosyal korumayı yöneten devletlerin bu tür şoklara ne kadar hazırlıklı olduğu sonucu doğrudan etkiliyor.


Ama bazen fiyatın ilk hareketi Ankara'da, Londra'da ya da Washington'da değil binlerce kilometre ötede yağmayan bir yağmurla başlıyor.


Bence asıl farkındalık Dünyanın başka bir köşesinde olan bitene artık “bana ne” deme lüksümüz olmadığını kabul etmekle başlıyor.


Ekonominin sesi yüksek. Siyasetin sesi yüksek. Büyümenin, ticaretin, tüketimin sesi yüksek.

Bilim sesi ise çoğu zaman duyulmuyor, olasılıklardan, senaryolardan, risklerden söz ediyorlar , ama yeterince ürkütücü gelmiyor.


El Niño'nun geçmiş ziyaretleri Pasifik'in ortasında birkaç derecelik sıcaklık farkı çiftçinin tarlasına, enerji şirketinin üretimine, geminin rotasına, şirketin tedarik zincirine, sigortacının bilançosuna ve sonunda hepimizin cebine kadar ulaşabildiğini gösteriyor.


Afacan oğlanın bu kez ne yapacağını bilmiyoruz. Bilim bize nereye bakmamız gerektiğini söylüyor.


Herkese iyi pazarlar



Keep It Wool


Yorumlar


bottom of page