BADEN-BADEN GÜNLÜKLERİ | 4. GÜN – 21 EKİM 2026

Kasko da Artık Bir Katastrofik Risk: Kapasite Bol, Peki Riskleri Tanıyor muyuz?
Üç gündür reasürans kapasitesini, düşen fiyatları, yükselen retenion seviyeleri ve sigorta şirketlerinin kaybettikleri korumaları geri kazanma arayışı konuşuluyor.
Baden-Baden'de dördüncü gün. Bugünün sorusu ise şu;
Bir sigorta portföyünün gerçekten ne kadar çeşitlendirilmiş olduğunu biliyor muyuz?
Binlerce farklı sigortalı, binlerce farklı poliçe, birbirinden bağımsız görünen riskler...Sonra bir yağmur yağıyor. Bir dolu fırtınası geliyor. Birkaç saat içinde binlerce hasar dosyası açılıyor.
Meğer birbirinden bağımsız sandığımız risklerin ortak bir özelliği varmış: Hepsi aynı yerdeymiş.
Kasko portföyü ne zaman katastrofik risk haline geldi?
21 Ekim'de Intelligent Insurer'ın Baden-Baden Today yayınında dikkatimi en çok çeken açıklama Swiss Re'den geldi.
Swiss Re motor sigortacılığının artık yalnızca sürücü hataları, trafik kazaları ve araç onarım maliyetleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini anlatıyor. Doğal afetler, elektrikli araçlar ve otonom sürüş teknolojileri motor sigortalarının risk yapısını değiştiriyor.
Özellikle doğal afetlerin yarattığı birikim çok önemli.
Bir sigorta şirketinin yüz binlerce kasko poliçesi olabilir. Aktüeryal açıdan bakıldığında trafik kazaları farklı zamanlarda, farklı yerlerde gerçekleşir. Bu çeşitlilik, hasar sonuçlarının belirli ölçüde öngörülebilmesini sağlar. Ama aynı araçların önemli bir bölümü aynı şehirde, hatta aynı ilçelerde yoğunlaşıyorsa?
Bir sel, dolu veya fırtına yüzlerce, bazen binlerce aracı aynı anda etkileyebilir. Biz bunu daha önce doluda, 14 Ekim de sel de deneyimledik.
İşte böyle zamanlarda motor portföyü bir frekans riski olmaktan çıkar; katastrofik birikim riski de taşır.
Avrupa'daki örnekler de bunu gösteriyor. İsviçre'de dolu fırtınalarının motor portföylerinde yarattığı hasarlar, geleneksel branş ayrımlarının artık riskin gerçek yapısını anlatmaya yetmediğini ortaya koymuş.
Poliçeler farklı olabilir. Ama hasarın nedeni ve zamanı ortaksa, riskler sandığımız kadar bağımsız değiller.
Baden-Baden konuşuyor, İstanbul yaşıyor
Bu açıklamaları okurken İstanbul'da 14 Ekim'de yaşadığımız seli düşünmemek mümkün değil.
Türkiye Sigorta Birliği 'nin 20 Ekim'de paylaştığı bilgilere göre İstanbul'da 3.017 hasar dosyası açılmış durumda. Bunların 2.041'i konut, iş yeri ve sınai tesislerle; 976'sı ise kaskoyla ilgili.
Bildirilen toplam sigorta hasarı yaklaşık 4,5 milyar TL seviyesinde. Bu rakamın henüz kesinleşmiş tazminat olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.
İstanbul Valiliğinin ilk ekonomik zarar değerlendirmesi ise yaklaşık 10 milyar TL düzeyinde.
Bunlar sadece rakam değil, bu rakamların arkasında kaybettiğimiz insanlar, evleri zarar gören aileler, iş yerlerini yeniden açmaya çalışan esnaf ve hayatları altüst olan vatandaşlarımız var.
Bildirilen sigorta hasarını doğrudan reasürörlere yansıyacak tutar olarak değerlendiremesek de, bir yanda Baden-Baden'de reasürans programlarının hangi fiyatla yenileneceği konuşulduğu, diğer yanda İstanbul'da aynı yağışın konutları, iş yerlerini, araçları ve altyapıyı birlikte etkilediği bir afetin bilançosu çıkarıldığı iki gündem aslında birbirinden bağımsız değil.
Aynı afet, farklı branşlar, tek bir birikim
Marmara selinin sigorta sektörü açısından en önemli derslerinden biri burada. Bir sigorta şirketi yangın portföyünü ayrı, kasko portföyünü ayrı, mühendislik ve sorumluluk risklerini ayrı ayrı değerlendirebilir. Ancak bir doğal afette bu ayırımlar siliniyor.
Aynı yağış bir fabrikanın makinelerine zarar verebilir, stoklarını kullanılamaz hale getirebilir, otoparkındaki araçları su altında bırakabilir, ulaşım yollarını kapatabilir ve üretimi durdurabilir. Üstelik doğrudan fiziksel zarar görmeyen bir işletme de müşterisine veya tedarikçisine ulaşamadığı için faaliyet kaybına uğrayabilir.
Bu nedenle doğal afet birikimlerini yalnızca branş bazında değil, coğrafi konum, ortak olay ve ekonomik bağımlılıklar üzerinden de değerlendirmek gerekiyor. Mesela bir aracın ruhsat adresi başka, her gece park edildiği kapalı otopark başka olabilir. Risk modellemesi yaparken bu ayrıntılar önem kazanıyor.
Kapasite artıyor. Underwriting'in önemi de.
Swiss Re'nin Baden-Baden'deki bir başka açıklaması da bu tartışmayı tamamlıyor.
Alternatif sermayenin ve ILS kapasitesinin büyümesi, reasürans piyasasına daha fazla kaynak sağlıyor, ancak sermayenin artması risklerin doğru seçilmesi ve değerlendirilmesini daha önemli hale getiriyor.
Sermaye riski anlarken hangi koşullarda gerçekleşebileceğini, nerelerde biriktiğini, diğer risklerle nasıl etkileşime girdiğini ve ne büyüklükte zarar yaratabileceğini değerlendiriyor
Modelleme araçları, veri analitiği ve yapay zekâ bu süreçte büyük katkı sağlayabilir. Bir sel haritası, birikimi gösterebilir. Fakat aynı bölgede bulunan işletmelerin ortak tedarikçiye bağımlılığını veya araçların fiilen hangi otoparkta bulunduğunu her zaman bilemez. Eğer modelin kullandığı veriler eksikse, en gelişmiş teknoloji bile yanlış güven duygusu yaratabilir.
Teknoloji hesaplar. Uzmanlık, neyin hesaplanması gerektiğini sorgular.
Aggregate koruma geri gelir mi?
Baden-Baden'in önemli tartışmalarından biri de art arda gerçekleşen hasarlara karşı aggregate (yıllık) korumaların yeniden güçlendirilmesi.
Munich Re, bu tür korumalara açık olduğunu ancak ekonomik açıdan sürdürülebilir yapıların kurulması gerektiğini söylüyor.
Burada sigorta şirketleri ile reasürörler arasında doğal bir çıkar dengesi bulunuyor. Sigorta şirketleri daha düşük retention'la , daha fazla frekans hasarını reasüransa devretmek isterken, reasürörler büyük katastrofik hasarlarlarla birlikte, sık gerçekleşen küçük ve orta büyüklükteki olayları da üstlenmenin teknik fiyatını hesaplıyor.
Dolayısıyla kapasitenin bol olması, bütün korumaların eski koşullarıyla geri döneceği anlamına gelmiyor.
Önemli olan yalnızca bir Cat XL programının üst limitinin ne kadar olduğu değil. Hangi hasarda devreye girdiği, yıl içinde tekrarlayan olaylarda nasıl çalıştığı ve sigorta şirketinin bilançosunda ne kadar risk bıraktığı da en az limit kadar önemli.
Peki riski azaltmak?
Swiss Re'nin Baden-Baden öncesinde yaptığı bir başka uyarıyı da bu noktada hatırlamak gerekiyor: Artan sermaye tek başına büyüyen riskleri sigortalanabilir tutmaya yetmeyebilir.
Bu tespit önemli, çünkü sigorta ve reasürans, riskin finansal sonuçlarını paylaşır. Riskin kendisini ortadan kaldırmaz.
Dere yatağındaki yapılaşma, yetersiz drenaj, su baskınına açık bodrumlar, korunmasız elektrik sistemleri ve kritik ekipmanların yanlış konumlandırılması devam ettiği sürece yalnızca daha fazla sigorta kapasitesi satın almak yeterli olmayacak.
Bazen bir su tahliye projesi, bir fabrikanın ekipmanlarını yükseltmek veya bir otoparkın taşkın korumasını iyileştirmek, yıllar boyunca ödenecek hasarları azaltabilir.
Risk azaltma yatırımları sigortayla birlikte düşünülmediğinde aynı zararları tekrar tekrar finanse etmeye çalışıyoruz. Oysa amaç ve artık piyasanın da söylemi yalnızca hasarı ödemek değil, mümkünse hasarın gerçekleşmesini veya büyümesini önlemek.
Afet zararları düşüyor. Peki riskler mi azaldı?
Gallagher Re'nin 2026 üçüncü çeyrek Doğal Afet ve İklim Raporu, Baden-Baden'deki kapasite ve fiyat tartışmalarına önemli bir veri ekledi.
2026'nın ilk dokuz ayında küresel ekonomik afet zararları 242 milyar dolar, sigortalı zararlar ise 92 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Sigortalı zararlar on yıllık ortalamanın %29 altında. Üstelik altı çeyrektir tek başına 10 milyar doları aşan sigortalı hasar yaratan bir doğal afet yaşanmadı.
Bu tablo, reasürörlerin güçlü sermaye pozisyonlarını ve 2027 yenilemeleri öncesindeki fiyat rekabetini açıklıyor.
Ancak raporun asıl dikkat çekici tarafı başka. Şiddetli konvektif fırtınalar, küresel sigortalı doğal afet zararlarının yaklaşık %60'ını oluşturuyor. Avrupa'da bu tür olayların sigortalı hasarı 9 milyar doları aşmış durumda. Yani büyük katastrofik olayların görece az yaşandığı bir yılda bile dolu, fırtına ve yoğun yağış gibi tekrarlayan tehlikeler ciddi zarar yaratmaya devam ediyor.
Afet hasarlarının azalması, afet risklerinin azaldığı anlamına gelmiyor.
Baden-Baden'deki tartışmanın özü de burada. Reasürans sermayesi büyüyüp, kapasitenn arttığı ortamda fiyatlarda indirim baskısı oluşurken sigorta şirketlerinin kendi bilançolarında taşıdığı frekans hasarları ve coğrafi birikimler ortadan kalkmıyor.
14 Ekim de yaşadığımız selin hemen ardından yayımlanan bu rapor, bizim için de önemli bir hatırlatma: Daha uygun fiyatlı reasürans satın alma fırsatını yalnızca maliyet avantajı olarak değil, portföylerimizin gerçek risk yapısını yeniden değerlendirmek için de kullanmalıyız.
Selin Bilançosu büyüyor
14 Ekim'de İstanbul'u etkileyen sel felaketinin sigorta bilançosu büyümeye devam ediyor. Türkiye Sigorta Birliği 'nin 20 Ekim'de paylaştığı verilere göre 3.017 hasar dosyasında bildirilen toplam zarar yaklaşık 4,5 milyar TL'ye ulaştı. Dosyaların 2.041'i konut, iş yeri ve sınai tesislere, 976'sı ise kasko branşına ait. İstanbul Valiliğinin ilk değerlendirmesine göre afetin doğrudan ve dolaylı ekonomik zararı yaklaşık 10 milyar TL seviyesinde. Bunlar henüz kesinleşmiş nihai hasar rakamları değil; ancak tek bir yağış olayının farklı sigorta branşlarında nasıl eş zamanlı hasar birikimi yaratabildiğini açıkça gösteriyor.
Türkiye'de motor sigortacılığını hâlâ büyük ölçüde trafik kazaları, onarım maliyetleri, yedek parça ve bedeni zararlar üzerinden tartışıyoruz. Oysa özellikle kasko portföylerinde sel, dolu ve fırtına kaynaklı coğrafi birikimler de fiyatlama, risk seçimi ve reasürans korumasının ayrılmaz bir parçası olmalı. Birbirinden bağımsız binlerce araç hasarı, tek bir doğal afetle aynı anda gerçekleşebiliyor.
2027 yenilemelerine giderken
Baden-Baden'in dördüncü günü özetle Reasürans piyasasında sermaye bol olabilir. Fiyatlar düşebilir. Yeni koruma yapıları gündeme gelebilir. Ama bütün bunlardan önce sigorta şirketlerinin kendi portföylerindeki risk birikimlerini gerçekten tanıması gerekiyor.
Özellikle Türkiye'de, 14 Ekim selinin ardından şu sorulara yanıt aramalıyız:
Yangın ve kasko portföylerindeki doğal afet birikimleri birlikte değerlendiriliyor mu?
Sel modellerimiz yalnızca nehir taşkınını mı, yoksa yoğun yağışın yarattığı şehir içi su baskınlarını da yeterince kapsıyor mu?
Cat XL programlarımızın reteiın seviyeleri ve olay tanımları, karşılaştığımız gerçek hasar senaryolarına uygun mu?
Tekrarlayan sel ve dolu hasarları karşısında aggregate korumalarımız yeterli mi?
Risk azaltma yatırımları, reasürans satın alma kararlarımızın neresinde?
Bu soruların cevaplarını yalnızca yenileme masasında aramak için artık geç.
Reasürans kapasitesi satın almak başka, riskin nerede biriktiğini bilmek başka.
Ve galiba 2027 yenilemelerinin en önemli meselesi, bu ikisinin birbirine ne kadar yaklaşabilidiği olacak.
Baden-Baden Günlükleri'nin dördüncü gününü bu soruyla kapatalım
Riskimizi gerçekten tanıyor muyuz, yoksa yalnızca sigortaladığımızı mı düşünüyoruz?
#BadenBaden2026 #BadenBadenDiaries #Reinsurance #ReinsuranceRenewals #GallagherRe #SwissRe #MunichRe #CatastropheRisk #NatCat #MotorInsurance #FloodRisk #RiskAccumulation #RiskManagement #Sigorta #Reasürans #RiskYönetimi
Kaynaklar
Intelligent Insurer / Baden-Baden Today, 20 Ekim 2026 – Swiss Re, Sophia Reich: Nat cat, autonomy and EVs are reshaping motor insurance risk
Intelligent Insurer / Baden-Baden Today, 20 Ekim 2026 – Swiss Re: Alternative capital makes underwriters even more crucial
Intelligent Insurer / Baden-Baden Today, 20 Ekim 2026 – Munich Re: Aggregate covers possible only where sustainable
Intelligent Insurer / Baden-Baden Today, 18 Ekim 2026 – Swiss Re: More capital alone won’t keep growing risks insurable
TSB Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay'ın 20 Ekim 2026 tarihli açıklaması ve İstanbul Valiliğinin ekonomik zarar değerlendirmesi.

Yorumlar